2024-07-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ural Ataşer
 
23 NİSAN
2017-04-24 00:26
Ural Ataşer
Bütün dünya Müslümanlarınca tanınmayan bir "kutlu doğum haftasını" şaşaayla kutlayıp, devletin temellerinin atıldığı Birinci Millet Meclisi"nin kuruluş yıldönümünü kutlamamayı benim mantığım almıyor...

Hani dense ki, 23 Nisan 1920"yi daha çok halkın katılımıyla, ulusal bir şenlik halinde kutlayalım... Ya da bugüne kadarki kutlamaları daha çok "devlet kutlaması" olarak görüp, sokaklarda, meydanlarda şenlik havasında kutlayalım dense... Anlarım...

Neden bu ülkede her şey siyah ya da beyaz olarak düşünülür... tamam siyah ve beyaz Beşiktaş"a yakışıyor... Ama sadece ona yakışıyor... Bu, dünyayı siyah-beyaz olarak algılama ve tüm duruşları siyah ve beyaza göre tayin etme alışkanlığı bu ülkede hiç bir siyasi ya da sosyal olayı objektif yorumlayamama sonucunu doğuruyor... Sadece bununla da kalmayıp, her konuda, her alanda "ya benden/bizdensin, ya düşmansın" anlayışı tüm hayatımızı şekillendiriyor...

Düşünün, ulus devletlerin kurulma ve bu yolda savaşların, başkaldırıların, darbelerin yaygın olduğu 19. ve 20 Yüzyıldaki oluşumlar hakkında Türkiye dışında her yerde olumlu ve olumsuz değerlendirmeler yapılıp, olumlu olanlar üzerine yeniyi, ilerlemeyi kurma çabaları yapılır, yapılıyor... Ülkeler, toplumlar bu toplumsal ilerleme refleksleriyle kültürel, sosyal, ekonomik, bilimsel ve siyasal alanlarda daha barışçı, daha demokratik, daha insani düzenler kurma çabasındalar...

Bizim toplumumuzda bir hazımsızlık, bir "toptancılık" alışkanlığı hüküm sürmekte... Herkes, hayatın, tarihin, kültürün, sosyal ilişkilerin kendisiyle başladığını ve kendinden önce olan biten her şeyi inkar etme iddiasında... Böyle olunca da neredeyse 100 yıla yaklaşan bir ulusal deney ya toptan çöpe atılmak istenmekte (tıpkı 600 senelik birikimin bütün sonuçlarıyla çöpe atılması gibi), ya da tümüyle doğrulanıp tapınma refleksleriyle yeni olan her şeyi inkar etmek istenmekte...

Yüzyıla yakın bir tarihi deneyin her momentini, her uygulamasını tabulaştırılıp, kişisel tabular da yaratılarak kutsallaştırılmak ne kadar hatalı ve saçmaysa, bu tarihi deneyin her adımını inkar edip yok saymak da o kadar saçma ve akıl dışı... Bu duruşların bizi götürdüğü yer, hangi safta yer aldığımıza bağımlı olarak, ya mutlak kabul ya da mutlak inkar oluyor...

Birazcık pencereden dışarıya yaslanıp dışarı baktığımızda ise 19. ve 20 Yüzyılın tüm ideolojilerinin, tüm siyasi mirasının acımasızca tartışıldığını, toplumların bu tartışmalar neticesinde daha demokratik, daha barışçı ve insani düzenler yaratmakta olduğunu görüyoruz...

Bizim tarihimizdeki her hangi bir kan kokan eylem söz konusu olduğunda Fransızlara Cezayir"i, Almanlara Hitler"i, İtalyanlara Mussolini"yi ve ne bileyim geçmiş Yüzyıldaki herhangi bir kıyımı, savaşı ya da soykırımı hatırlatıp kendimizi tatmin ettiğimizi sanıyoruz... Hristiyan dünyasının tarihindeki kara ve kanlı lekeleri temcit pilavı gibi hatırlatıp kendimizi rahatlatıyoruz... Oysa o toplumlar çoktan o hesaplaşmalarını, hem de en acımasız biçimde yaptılar, yapıyorlar ve geçmişin yükünü ve sorumluluğunu taşıyarak 21. Yüzyılda yol alıyorlar...

Bir bakın, tarihimizin her durağı, ya lanetlenir, ya göklere çıkarılır... Bu arada gerçek olan kazanımlar ya inkar edilir ya da tapınma krizleri içinde göklere çıkarılır... Bu tavırda hiç birimiz suçsuz değiliz... Ama hala gözler kapalı bu tavrı sürdürmenin affedilir hiç bir gerekçesi olmamalı...

Bizim bu siyah-beyaz duruşumuz güncel her olaya, her siyasi polemiğe, her siyası ve soysal davranışımıza yansıyor... Her tribünün taraftarı karşı tribündekileri, ellerinden gelse, bir kaşık suda boğacak... Kimse kendine "acaba" sorusunu soramıyor...

23 Nisan"ın ve yeni tarihin her olayının, her durağının ne olup olmadığının, kazanımlarının ve hatalarının sakince konuşulup, bu ülkenin yüzyıla yakın hayatının şekillendiği günler olarak anıldığı günleri de görebilmeyi umuyorum...

----------------------------------------------

Mamara Yerel haber-23 Nisan
Print