2018-12-18
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Yılmaz Çamlıbel
 
Nereye Gidiyoruz?
2018-01-14 20:23
Yılmaz Çamlıbel
Ortadoğu’da kan gövdeyi götürüyor. Bir çok devlet, millet, ideoloji, din ve mezhep gırtlak gırtlağa gelmiş bulunuyor. İnsanlar, milletler ve partiler, haraç mezat alınıp satılıyor. Siyaset ve savaş meydanı toz duman içinde. Ne oluyor? Nereye gidiyoruz?

1789 yılında gerçekleşen Fransa Burjuva Demoktatik Devrimi, eski dünyayı yıkıp yerine yepyeni bir dünya kurdu. Dünyamız, feodalizmden kapitalizme doğru evrilmeye başladı. Bu tarihi değişim ve dönüşüm nedeniyle, Osmanlı İmparatorluğu gerileme ve çözülme sürecine girdi.

Sürece müdahale etmek isteyen Osmanlı aydınları, iki ana eksen üzerinde saf tutmaya ve örgütlenleye başladılar. Başını Jön Türklerin çektiği İttihat ve Terakki Fırkası, Türk milliyetçiliğini merkezine alan, bir ulus devlet kurmak istiyordu.

Prens Sabahattin’in başını çektiği Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise, Osmanlı kimliğini merkezine alan yeni bir devlet kurmaktan yanaydı. Zira milli ve üniter bir devletin, çok halklı, çok dinli, çok mezhepli Osmanlı devletini kaosa ve parçalanmaya sürükliyeceğini söylüyorlardı.

Milliyetçilik ve ulus devlet kurma özlemi, Osmanlı halkları arasında da hızla yayıldı. Birinci Dünya Savaşı, bu yeni dünya görüşünün daha hızlı ve güçlü olarak yayılmasına neden oldu.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın tahmin ettiği gibi, Osmanlı Devleti parçalandı. Kürtler hariç tüm Osmanlı halkları ulus devletlerini kurdular. Kemalistlerin “İki Müslüman halk olarak ülkeyi yabancılardan kurtarmak ve ortak bir devlet kurmak” sözüne inanan Kürtler, bu tarihi fırsatı kaçırdılar.

İttihat ve Terakki Fırkası’nın mirası üzerine oturan Kemalistlerin öncülüğünde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Devletin kurulmasıyla birlikte, Kürtlerin varlığı ret ve inkar edildi. Türk milliyetçiliği olabildiğince kışkırtıldı. Kürtler başta olmak üzere, tüm Osmanlı halklarının milliyetçiliği ise, olabildiğince bastırıldı. Bu da hastalıklı bir toplum ile ırkçı militarist bir devletin ortaya çıkmasına neden oldu.

İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın siyaset anlayışı ve biçimi, bazı değişikliklere rağmen varlığını günümüzde de sürdürmeye devam ediyor. CHP aracılığıyla İttihat ve Terakki geleneği, Demokrat Parti, Adelet Partisi, Doğru yol Partisi ve nihayet AKP aracılığıyla da Hürriyet ve İtilaf Fırkası geleneği yaşamaya devam ediyor.

Süreç içinde bu iki ana siyaset, kangıren olmuş sorunlarını çözmek için, Türk-İslam Sentezine dayanan bir cephe oluşturmaya başladılar. Son günlerde, AKP ile MHP arasında yaşanan diyalog, bu çabanın çarpıcı bir göstergesidir.

Çok halklı, çok din ve mezhepli Osmanlı ülkesinde, altmışı aşkın dil konuşuluyordu. Bu sayı günümüzde onun altına inmiş bulunuyor. Yani Türk resmi ideolojisi, elli civarında dil ve halkı, içinde eritip yok etmiştir. Bu, dünyada eşi görülmemiş bir jenosittir.

Bu vahşi uygulamaya sadece Kürtler karşı çıkıyor, direniyor ve gerektiğinde savaşıyor. Bu da Türkiye’de çözülmesi gereken başat sorunun Kürt sorunu olduğunun çarpıcı bir göstergesidir. Bu nedenle Kürt sorunu çözülmeden, Türkiyede hiç bir sorun çözülemez.

İşte bu nedenle, kendisini çağdaş, demokrat, ilerici, devrimci biçiminde nitelendiren kişi, kurum, parti ve ideolojilerin Kürt ulusal mücadelesine omuz vermesi ve sorumluluk alması gerekiyor.

Bunu yapanların hiç bir zaman halayın başına geçmemesi, işbirliği, güçbirliği, cephe adına Kürtleri ulusal mücadeleden uzaklaştırıp, kapitalizmin, sosyalizmin, İslamiyetin, Aleviliğin ve feminizmin kuyruğuna takmaya kalkmaması gerekir.

Kürt sorununun ulusal bir sorun olduğunu, ulusal projelerle çözüleceğini, Kürtlerin de her halk gibi, bağımsız bir devlet kurmaya hakkı olduğunu söylemeyenlere asla güvenmemek gerekiyor.

Aslında durum gayet açıktır. Türk-İslam sentezinin toplumu götüreceği yer faşizmdir. Bu gidişi ancak Kürt ulusal mücadelesiyle önlenebilir. Bu nedenle toplumda ezilen tüm etnik, sınıf, cins, kültür, din ve mezheplerin, Kürt ulusal mücadelesine yandaş olması ve aktif görev yüklenmesi gerekiyor. Bu durum, hangi kişinin demegog, yalancı, sahtekar, hangisinin dürüst, güvenilir ve samimi olduğunun göstergesidir.

Kimsenin bir diğerine “Hemşehrim nereye gidiyoruz?” diye sormasına gerek yoktur. Durum apaçık ortadadır. Sürece müdahale etmememiz halinde gideceğimiz yer bellidir. Bu yer faşizmdir.




Print