2018-12-18
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
STOKHOLM’DA GÖÇEN SONBAHAR…
2018-10-31 10:43
Kemal Burkay
Önce dünkü, 9 saat süren Ankara-İstanbul yolculuğumdan söz etmeliyim.
29 Ekim günü hızlı trenle İstanbul’a geçmeyi, ertesi sabah yani bugün de erkenden Stokholm’a uçmayı planlamıştım.

Ama daha üç gün öncesinden bilet bakmamıza rağmen trenler doluydu. İlk kez böyle durumla karşılaşıyordum. Cumhuriyet bayramı olduğu için değil, “Dünyanın en büyüğü”, yeni İstanbul Havaalanı açılacağı için…
Malum, böyle durumlarda ülkenin dört bir yanından bindirilmiş kıtalar seferber edilir ve nutuklar çekilir…

Bu nedenle otobüsle yola çıktım. Zaten öteden beri otobüs yolculuklarını severim, pencereden doğaya dalar, gördüğüm manzaraları adeta beynime nakşederim. Ama bu kez fena halde bunaldım. Bu nedenle Bolu Dağları’nın o güzelim sonbahar manzarasını bile doya doya yaşayamadım.

Trafik tıkanıklığı daha Bolu’ya girmeden başladı. Uzunca bir süre kağnı arabası gibi gittik. Adapazarı’na yaklaşınca aynı şey, ta İzmit çıkışına dek… Ve de Dil Ovası’ndan Samandra’ya!..

Yeni Havaalanının açılışı böylesi şatafatlı bir gösteri ile kutlanırken, nerdeyse ülkenin tüm ana yolları, otobanları tıkanmış, o gün yollarda olan yüzbinlerce insan için yolculuk bir işkenceye dönüşmüştü.

Ortadoğu işi kutlamalar, gösteriler böyledir işte; bir şey yapılırken birçok şey de bozulur… Örneğin düğünlerde, nişanlarda havaya ateşler açılır, balkondaki bahçedeki insanlar kurşunlara hedef olur, korna sesleriyle ortalık bir cehenneme döner…

Dikkat ettim, gecikme nedeniyle otobüsteki insanların çoğunun bugün için planları aksamıştı. Bu sık sık çalan telefonlardan ve yapılan konuşmalardan da anlaşılıyordu. Ama ülkemin insanları böyle durumlara alışık ve sabırlıydılar…

Sonuçta, 5 saatte İstanbul’da olmayı ve akşam yemeğini saat 7’de yemeyi umarken, gece yarısına doğru vardık. Sabah da erkenden Bedri beni havaalanına ulaştırdı. Neyse ki bu kez yollar tıkalı değildi.

* * *

Stokholm yolculuğum rahat geçti, daha öğle olmadan burada idim.
Stokholm’da bugün rüzgâr ve yağmur vardı; hava da Ankara ve İstanbul’a göre bayağı soğuk. Bu gece kar bekleniyormuş.

Ama sonbaharın bildik çarpıcı, parlak renkleri kalmamış olsa da, sandığımın aksine sonbahar tümden bitmemiş Stokholm’da. Son perdesine yetiştim sayılır…

Murat’ın evine varınca, pencereden bildik körfez manzarasına daldım. Hava rüzgârlı, yağmurlu ve körfezi sis basmış olsa da, yol yorgunluğum çabuk geçti. Köy Enstitüsü yıllarında müzik öğretmenimizin çok sevdiği, bize de sevdirdiği, bestesinin Mozart’a ait olduğunu söylediği bir çocuk şarkısı hafızamda sökün etti ve eski günlerdeki gibi mırıldandım:

Kurumuş dallar, sarı yapraklar,
Ağaçlara veda eder.
Onları alır hırçın bir rüzgâr,
Uzaklara sürükler…

Ve bu tatlı kaçamak çok sürmedi. Buradaki eski bilgisayarlarımdan birini açtım -yıllardır kullanılmadığı için- biraz zor da olsa çalıştırdım ve hem bazı eski yazılara daldım, hem de burada yapmayı planladığım işlere yöneldim.

Burada kullandığım –“akıllı” değil ama, eski tip ve vefalı telefonumu yeniden devreye soktum…

Kısacası, dünkü yorgunluğu pek çabuk attım üzerimden.

Derken bildik bir İsveç akşamı erkenden bastırdı: Melankolik, sessiz, sakin…

Burada yaz günlerinin “beyaz geceleri” biteli çok olmuş; kısa gündüzler ve uzun geceler dönemi artık. Stokholm’un bu kenar semtinde saat akşamın yedisi- sekizinde bile tam bir sessizlik egemen. Ne gelen var, ne giden. Parktaki otomobiller öylece donup kalmışlar sanki. Sokak lambasının ışığındaki ağacın dalları rüzgârdan sarsılmasa, burada hayatın tümden donup kaldığını sanacağım.

* * *
Sabah uyandığımda ortalık karanlıktı. Ama kar yağmamıştı. Ortalık aydınlandığında önüme saçı başı dağılmış ağaçlar ve göçe hazırlanan bir sonbahar manzarası çıktı.

31 Ekim 2018
Print