2018-12-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Aydın Güneşli
 
Dikkat! Seçim var…
2018-11-21 11:25
Aydın Güneşli
Hatırlanacağı gibi; 24 Haziran milletvekili seçimleri sürecinde HAK-PAR’ın ortaya koyduğu sömürgeci partiler ve HDP dışındaki Kürtlerin, güçlü istikrarlı bir seçenek yaratma politikasına ağır eleştiriler, suçlamalar getirerek, hatta alay ederek “ULUSAL BİRLİK” nakaratıyla HDP’nin kapısında vakit geçirenler umduklarını bulamadıktan, hatta azarlanıp aşağıladıktan sonra bile HDP’yi direk veya dolaylı destekleme kararı almışlardı.

HAK-PAR aday belirleme sürecinin bitmesine az bir süre kala, bu HDP’nin kapısından dönen Kürdistani partilere “madem HDP ile ittifak yapma imkânınızın kalmadığını ilan ettiniz, o zaman buyurun birlikte bağımsız aday çıkarmak için harekete geçelim, istikrarlı bir birlik için zemin oluşturalım” demiş ancak bu “ulusal birlikçi” partiler ilgi göstermemişti.

Şimdi, Türkiye yerel seçimlere giderken, sosyal medyada HDP’ye verdikleri oyların resmini çekip paylaşan bu “Kürdistani” partilerin kadroları, yerel seçim sürecinde ne yapacaklarını tartışmaya başladılar.

Yeniden HDP’nin kapısına mı koşalım yoksa biz de alınacak oyların azlığına çokluğuna bakmadan HAK-PAR gibi kendi özgün politikamızı mı inşa edelim?

HDP ile ilintilenmek dışında gündemi olmayanlar açısından geliştirilen çeşitli ataklar, konferans ve toplantılar zinciri hangi isim altında yapılırsa yapılsın, asıl amacın HDP’ye ilintilenmenin zeminini yaratmak olduğu sırıtıyor.

Bu siyaset cambazları seçimlere aylar kala HDP ile ortak etkinlikler düzenlemekte, ardından da bu işi “seçimlerde de ortaklaşmaya” çevirmektedirler.

Toplumdaki karşılıkları astıkları tabelaların alanı kadar bile olmayan bu siyasetçilerin, HDP’nin Kürtlerin tek siyasi temsilcisi olma ısrarını, farklı, seçenek olabilecek yapı ve kadroları etkisizleştirme, bu amaçla ve biat karşılığında, bir iki koltuğu feda etme politikasını fırsata dönüştürerek, o koltuklara kavuşma çabaları, bu konudaki yaratıcı, kararlı duruşları taktire değer.

Yıllardır tekrarlanan bu tiyatroda rol almak için çırpınan çok aktörün olduğunu biliyoruz.

Ancak bu tür girişimlerin kurumlarda iç çekişmelere dönüşeceğini, kişisel beklentilerin tetiklediği çürütücü bir etki yapacağını da biliyoruz.

Bu türden eklemlenme çabalarının PKK çizgisindeki legal yapıları büyütmekten, muhtemel alternatifleri çürütmekten ve onların Kürt halkının başına açtıkları belaları, yarattıkları felaketleri aklamaktan başka bir sonuç ürettiği görülmüş müdür?

Bu eklemlenme süreçlerinin ardından oluşan enkaz, yurtsever kurum ve kadrolar arsındaki dağınıklığı arttırmakta, derin güvensizliği büyütmekte ve özgüven yitimini besleyen bir işlev görmektedir.

“Birlik” adına onca deneyim yaşandıktan sonra siyaseten bir sonuca ulaşmak, ders çıkarmak gerekmez mi?

PKK ve onun çizgisindeki legal yapılarla dans edenlerin her seferinde ciddi kan ve prestij kaybına uğradığı ortada iken, çorbanın tuzlu olduğunu anlamak için sonuna kadar içmek şart mı?

Bu süreçte de HDP’nin karlı çıkacağına, ona eklemlenmeye çabalayanların iç kavgalara sürükleneceğine kuşku yok.

Zira, eklemlenen bölünüyor, bir parçasını, öne çıkan birkaç kadrosunu HDP ye kaptırıyor. Bu kadrolar HDPlilerden daha çok HDPlileşiyor, eklemlenen yapı hiçbir somut kazanım elde etmeden iç tartışmalara sürükleniyor, kadrolar arasında güvensizlik yayılıyor, bölünüyor ve kitleler nezdinde silikleşip, söylemlerine itibar edilmeyen yapılar olarak görünür oluyorlar.

İster tek başına bir parti, inisiyatif olsun, isterse blok olsun, “ilke”, “prensip” gibi söylemlerle perdelense de bu eklemlenme çabalarının sonuçları hep aynı oluyor.

Bu konuda Kürt yurtseverlerinin arkalarında bıraktıkları çok zengin bir deneyim var.

Birkaç hatırlatma;

Bu çizgi ile “demokrasi mücadelesi” ve “ulusal birlik” adına Halkın Emek Partisi’nde bir araya gelenler büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. PKK çizgisindeki kadrolar HEP’i, Kürtlerin, legal zeminde de sömürgeci partilerden ayrışmasının önüne geçmek için MİT’in yönlendirmesiyle SHP’ye yamamaya çabaladılar. Başarılı da oldular. Öyle ki HEP kongresinde kürsüde konuşan Fehmi Demir gibi yurtsever kadroları konuşturmayacak, yaka paça indirecek kadar ileri gittiler.

Farklı geleneklerden gelen Kürt yapılar HEP’de ortaya çıkan rant nedeniyle PKK kadroları ile birlikte “ulusal birlik”çilik oynamayı sürdürürken, tüm tabanlarını, kimi öncü kadrolarını PKK ye kaptırdılar.

HEP’te PKK kadrolarının devletle (MİT) kol kola girerek pek çok kişiyi Parlamenter yaptığını görenler yönünü onlara çevirdi. HEP kongresinde Öcalan’ın ablasının elini öpmek için bir birini ezmeye başladılar.

Bu süreçte en zararlı çıkan hareketlerin ulusal demokratik mücadelenin iddia sahibi iki hareketi; DDKD ve PSK- Özgürlük Yolu hareketi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

12 Eylül darbesi sonrası, örgütsel yapısı dağılmış, hiyerarşisi kaybolmuş, fikri bütünlüğü zedelenmiş DDKD tümden eridi. Küçük gruplara, bireyler etrafındaki etkisiz kümelenmelere dönüştü.

Kemal Burkay’ın tutarlı, kararlı çizgisi, örgütsel yapısını koruması ve görece güçlü tutması nedeniyle PSK Özgürlük Yolu hareketi öncü kadrolarını korumayı başardı. Ancak kentlerdeki tabanının bir kesimini, sempatizan ağını, STK’lardaki kadrolarını önemli ölçüde bu çizgiye kaptırdı.

Dağa, kırsal alana sıkışmış PKK hareketinin kentlere taşınmasında ve hızla kitleselleşmesinde HEP’in ve bu süreçte DDKD ve PSK Özgürlük Yolu hareketi başta olmak üzere yurtsever hareketten gelen kadrolarının bu çevre ile “birlik “ adına yaptıkları hataların payı büyük oldu.

Yine de PSK ve diğer geleneklerden gelen az sayıda yurtsever kadro bu gidişe direndi.

SHP ’ye yamanan HEP ten ayrılıp yeni bir legal parti kurmaya soyundular.

Yeni parti çalışmaları epey mesafe almışken kapatılma aşamasına gelen HEP’te yalnızlaşan PKK kadrolarından yeni bir çağrı geldi.
Gelin birlikte yeni bir parti kuralım!

Bu olumsuz deneyime rağmen Kürt yurtsever kadroları “ulusal birlik” adına bir kez daha PKK lilerle bir araya geldiler. Ne de olsa “ulusal birlik” herkesin önceliğiydi.

Bu süreçten DEP doğdu.

DEP’de de legal zeminde “ulusal birlik” deneyimi hayal kırıklığıyla sonuçlandı. PKK, kuruluş sürecinde verdiği sözlere rağmen DEP’i dışarıdan yönetme çabasını sürdürdü. Üstelik diğer çevrelerden gelenleri sadece birere dekor malzemesi haline dönüştürdü. Parti organlarında karar mekanizmalarında salt çoğunluğu kendisinde tutma ısrarını sürdürdü. DEP PKK ye endeksli politikalar nedeniyle de tıkandı.

PSK Özgürlük Yolu hareketindeki kadrolar ve az sayıda yurtsever bir kez daha hayal kırıklığına uğrayarak DEP’i terk ettiler. Diğer çevrelerden gelen kadrolar, atandıkları koltuklara yapışıp kaldılar. PKK’nin ayak oyunlarını kanıksadıklarından DEP ile yollarına devam ettiler. Ancak DEP de tıkandı ve kapatıldı.

PKK ’ye biat etmeden, birlikte legal partide çalışmanın mümkün olmayacağı, bu çevre ile legal zeminde birliğin, birlikte demokratik çalışma kuralları içinde çalışmanın “romantik “bir söylemden öte bir anlam taşımayacağı anlaşıldı.
Bu süreç, diğer politik aktörlerin silikleşmesi, legal zeminin de PKK tarafından doldurulması ile sonuçlandı
Özgürlük Yolu PSK hareketi PKK’li kadrolarla yolunu ayırdı ve kendi legal parti serüvenini başlattı.

İyi de oldu.

PSK Özgürlük Yolu Hareketi, Demokrasi ve Değişim Partisi’ni, bu partinin kapatılmasının ardından da Demokrasi ve Barış Partisi’ni kurdu. Bu süreç bu gün HAK-PAR ile devam etmekte.

Yani her seçim sürecinde Kürt siyasetinin baş gündemi olan bu çevre ile “ulusal birlik” adı altında ilintilenme yeni bir durum değildir. PSK, DDKD, Rızgari, KAVA, KDP vb örgütlerin grup ve bağımsız kadroların defalarca denedikleri ve her seferinde aynı olumsuz sonuçlarla karşılaştıkları bir durumdur.

PKK kadroları legal zeminde ne zaman yalnızlaşsa, toplumda, siyaset arenasında itibar kaybına uğrasa, ortaya koydukları pratikler nedeniyle sert eleştirilere muhatap olsalar; Ne zaman ”derin” çevrelerle kirli ilişkileri deşifre olsa, toplumda yeni arayışların işaretleri görülse, hemen yönlerini Kürt yurtseverlerine çevirmekte, onları bir incir yaprağı gibi kullanarak ayıplarını örtmeye yönelmektedir.

Bu yolla hem “yeni” olarak “umuda” dönüşmekte hem de farklı seçeneklerin önünü kesmektedir.

Devam edelim;

DEP’te, daha sonra PKK çizgisinde kurulan diğer partilerde birlikte çalışmaya devam eden DDKD, KAVA, RIZGARİ, ve diğer hareketlerden gelen kadrolar veya “bağımsız “kadrolar neredeyse tümden başkalaştılar. PKK çizgisinin legal şövalyelerine dönüştüler.

Bu farklı çevrelerde gelen kadroların zaman zaman yeniden toparlanma, örgütsel birliklerini oluşturarak seçenek olma çabaları da sekteye uğradı.

PKK ve PSK dışında kalan partilerin illegal zeminde buluşarak tek partiye dönüştükleri PYSK hareketi bu açıdan önemli deneyimler sunmaktadır. Nitekim bu yapılar da kadrolarını PKK’nin yönettiği legal partilere kaptırdığı, geri çağıramadıkları için kısa sürede tasfiye oldular.

Peki “örgütsel birlik” yerine “iş birliği” çabaları olmadı mı?

Aynı legal örgütte bir arada olamayanların bu çevre ile iş birliği deneyimleri de hep fiyasko ile sonuçlandı.

“Emek, barış, özgürlük bloğu” sürecinde de PKK çizgisindeki legal parti (HADEP) ile iş birliğine yönelen kesimler ağır bir hayal kırıklığı ile yüz yüze geldiler.

Keza bu hayal kırıklıkları her seferine tekrarlanıp durdu. 2005 seçimlerinde, 2011 seçimlerinde, ulusal kongre sürecinde yaşananları, Güney’de, batı Kürdistan’daki pratiklerini hatırlamak yeter.

Bütün bu örneklere rağmen PKK çizgisinde siyaset yapan Legal partiler ne zaman çağrı yapsa tüm olumsuz deneyimleri unutarak çağrıya uyan, koşarak giden çok sayıda kadronun olması hüzün verici.

Bu duruma yol açan nedir?

Kürdistan’da dominant hale gelen PKK’nin legal uzantısı partiler ile bir araya gelme çabasının altında şahsi beklentilerin, bu çevrenin sağladığı “koltuk”ların belirleyici olduğuna kuşku yok.

Bunun farkında olan PKK’liler her seçim sürecinde bu yapılarda zaaflı ancak etkili pozisyonda olan şahsiyetlere yönelmekte, biat karşılığında koltuk teklifinde bulunmakta ve maalesef çoğu kez başarılı olmaktadır.

Kendisine muhalefet eden tüm parti, inisiyatif veya etkili şahsiyetleri bu yolla silikleştirmekte, kendisini alternatifsiz hale getirmektedir.

PKK karşıtlığı ile bilinen Şerafettin Elçi bu çevre ile “ittifak “yaptı. Vekil seçildi. KADEP bitti. Öcalan ve PKK yöneticileri dahi sıkça öldürdükleri yurtsever Kürtler için bir çeşit özür dilerken Elçi ; “Şimdi ben PKK’nin öldürdüğü Kürtleri izliyorum. Hepsi itirafçı olup ihanet edenlerdir. Kendi dışından ona muhalefet edenlere PKK dokunmuyor “ diye bildi…

Büyük umutlarla doğan Azadi İnisiyatifi bu çevre ile ittifak yaptı. Sözcüsü Adem Geveri vekil oldu ve Azadi inisiyatifi bitti.

DDKD bu çevre ile ittifak kurdu, Sözcüsü İmam Taşçıer vekil oldu ve DDKD bitti. İmam şimdi kendisini atayan kıbleye secde etmekte.

Diğer hareketleri de tek tek saymaya gerek yok.

Evet, bu yapılar tabela yapılara dönüşüp biti. Ancak arkalarından olumsuz bir gelenek bıraktılar.

Yamanma geleneği!

Bu, ulufe dağıtma olanağına sahip yapıya karşı direnmek, milli demokratik bir seçenek yaratmaktansa, alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkan kendi örgütünü bir pazarlık unsuruna dönüştürerek hedefine ulaşmak!

Bir koltuk kapmak, vekil veya belediye başkanı olmak!

Doğrusu ödül, zaaflı şahıslar için büyük olunca direnmek de zorlaşıyor.

Kürt siyasetine çöreklenmiş kimi kadrolar açısından vekillik gibi, belediye başkanlığı gibi bir etiket uğruna harcanmayacak yapı, gelenek, ilke, siyaset yok gibi.

Bu uğursuz eklemlenme çabasının milli demokratik kurumlaşmanın, güçlü yurtsever bir seçenek yaratmanın önündeki en önemli engel olduğu ortada.

Bu gün de çok şey değişmiş değil.

Son zamanlarda bu çevre ile flörtün Kürdistani bloğu da ikiye böldüğü, her bileşenin içinde de parça tesirli bir bomba gibi patladığı görünüyor.

Nitekim, geçen genel seçim sürecinde yara bereyle çıkan PSK –PAK bu kez HDP’ye mesafeli olacaklarını, hatta “bağımsız aday” çıkarmak için karar aldıklarını ilan etseler de diğer “Kürdistani”ler HDP nin kapısında koltuk kapma ihtimalinin motivasyonu ile beklemekte ısrar ediyorlar.

Beklendiği gibi “Kürdistani Blok”un istikrarı, ilkeleri, hedefleri Türkiyelileşmeyi hedefleyen ve her fırsatta ben “Kürt partisi değilim” diyen HDP’nin eşiğine varıldığında çatırdıyor.

Kimileri pazarlıklarda elini güçlendirmek için oluşturdukları ve yıllarca emek verdikleri bu bloğu HDP kapısına sürüklerken, umduklarını bulamayınca geri çekildiklerinde pek çoğunu oraya kaptıracaklarını, en az kendileri kadar “akıllıların” da aynı “koltuk kapma” stratejisini izleyeceklerini hesap etmemeleri ne komik…

ÖSP, KDP-T, Kürt Demokratik Platformu, Azadi İnisiyatifi, İnsan ve Özgürlük Partisi gibi “Kürdistani blok” bileşenleri HDP ile diyaloglarını sürdürme adına PAK ve PSK yi bir kenara ittiler.

Oysa Onlar bu “Kürdistani birlik”i bin bir emek ile inşa etmiş ve yönlendirmişlerdi.

Öte yandan bu deneyimsiz parti ve inisiyatifler çok daha narin, korunmasız ve savrulmaya eğilimli…

Anında bir uçtan diğerine savrulmaya müsait.

Kimi “Kürdistani” kadrolar için vekil veya belediye başkanlığı söz konusu olduğunda, ne ilke, ne prensip , ne yol arkadaşlığının kalmayacağı belli değil mi?.

Ne ağızdan çıkan, yazılan çizilen sözler hatırlanır, ne alınan “kararlar”.

“Dün dündür bu gün bugündür.”

Evet,

Her ne kadar PSK ile Pervin Buldan başkanlığındaki HDP heyeti “PSK’nin talebi” üzerine “özel” görüşseler de, HDP ile söz konusu partilerin arasındaki ilişkilerde bir kırılganlık olduğu ortada.

Halbuki bunca somut deneyime rağmen “ulusal birlik” adına HDP’nin etrafında kenetlenenlerin, reddedilseler de, uzlaştıkları talepleri seçim bildirgesinde yer verilmese de, Kandil’den “bunlar hak ettiklerinden çok vekil talebinde bulundular” gibi açıklamalarla azarlansalar da yapmaları gereken HDP’ye küsmek değil “ULUSAL birlik “hatırına yeniden eklemlenme çabasını sürdürmek olmalıdır (!)

“Kürt partisi değilim” diye yırtınmasına rağmen HDP yi Kürt partisi ve Kürt ulusal birliğinin” en merkezi yapısı olarak görenlerin şimdi farklı bir tutum alması, onun dışında seçenek yaratma çabasına yönelmeleri, bağımsız adaylarla sürece müdahale edeceklerini ilan etmeleri acaba samimi bir dönüş müdür?

Yaşanan deneyimlerden ders çıkarıldığını mı göstermektedir?

Yoksa bir serzenişten mi ibarettir?

İşaretler bu açıklamaların malum “Kürdistani” çevrelerin HDP karşısında ellerini güçlendirme blöfü olduğunu göstermektedir.

Nitekim bu açıklamalara paralel olarak HDP/DBP ile dil konusunda ortak etkinlikler organize etmek, HDP Eş Genel başkanı Pervin Buldan’a “sizinle özel görüşelim” teklifleri ve HDP ile “24 Haziran seçimlerindeki başarısız işbirliği konusunda yaşananlar, 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimler ve bu seçimlerde ittifak yapılmasına ilişkin fikir alışverişinde” bulunmalar bu tespiti doğrular niteliktedir.

Her seçim öncesi aynı manzaralarla karşılaşılıyor. Süreçten rahatsız olan taban HDP’lilerle birkaç görüşme, bir iki demeç, mümkünse bir iki ortak etkinlik ile yeniden manipüle edilir. Sonrası buyurun “Ulusal birlik” tiyatrosuna…

Seçimler bir kez daha Kürt hareketinde seyrine doyum olmaz manzaralar yaratacak.

Biz bu çevrelerin HDP ile mesafelerini korumalarından, doğru ve gerçekten “Kürdistani” bir siyasal hatta kalmalarından sevinç duyarız.

Sudan gerekçeler yaratarak, zaten az olan Kürt siyasal kadrolarını bloke etmenin, aralarına buzdan duvarlar örmenin, küçük temsil barakaları yaratarak, şahsi beklentilerine payanda yapanların ne kendilerine ne de Kürt hareketine bir faydası olmadığının görülmesi ve buna uygun adımlar atılması memnuniyet verici olur.

Küçük bir beldede “yetkileri başkasında olan” “kağıt üstü” belediye başkanı veya meclis üyesi olmak için bu kadar eziyete gerek var mı?

Kürt siyasetçilerinin görevi “pazarlıkçılara”, yamanmayı fazilet diye sunanlara hizmet etmek değil, gerçekten barışçıl- demokratik-milli bir siyasi hatta birleşerek Kürt halkının özlem ve taleplerine cevap olmaktır.

Örgütlenmek, kitlelerle buluşmak ve bir milli, bağımsız, siyasal aktör olarak alternatif olmaktır.

Bu zordur ancak başarılması zorunlu bir görevdir. Kürt yurtsever hareketinin başarısı bu zorluğu aşmasına bağlıdır.

HAK-PAR Parti Meclisi’nin çağrısı yerindedir ve şunları söylemektedir;

“Kürtler açısından bir kez daha adil ve demokratik olmayan koşullarda yapılacak bu seçimlerde de, Kürt yurtsever partileri ya seçimlere sokulmayacak ya da bin bir engelle etkisiz kılınmaya çalışılacaktır.

Hak ve Özgürlükler Partisi örgütlenme çabalarını ve önüne konan engelleri aşma çabasını sürdürecek, Kürt karşıtlığı üzerinde şekillenen hiçbir bloğa dahil olmayacak, Kürt halkının haklı ve meşru taleplerini öne çıkarma politikasını sürdürecek ve Kürt halkını seçeneksiz bırakmayacaktır.

HAK-PAR Kürt yurtseverlerini bu süreçte de Kürt halkına zarar veren projelere eklemlenme çabalarına, savrulmalara karşı duyarlı olmaya, milli demokratik politikalarda buluşmaya davet etmektedir.”

HAK-PAR bu yerel seçim sürecinde de Kürt halkına zarar veren proje yapıların ve onlara eklemlenme çabalarının deşifre edilmesine, “milli, demokratik” hattın öne çıkmasına çalışacaktır.

Ancak bu sayede Kürt halkı gerçek temsilcilerine kavuşabilecektir.

Her Kürt yurtseveri bu süreci desteklemelidir.
Print