2020-06-07
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Vahap Coşkun
 
Bir susturucu olarak darbe iddialar
2020-05-15 18:15
Vahap Coşkun
Vahap COŞKUN

Türkiye’de siyaset iki haftadır bir darbe tartışmasına kilitlendi durdu. CHP Milletvekili Özgür Özel’in “saray rejimi” demesi ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bir yayında “Erdoğan’ın erken seçim veya başka bir şekilde gitmesi” ifadesini kullanması, iktidar cenahını hareketlendirdi. CHP’lilerin sözleri “darbe iması” olarak yorumlandı ve tarihine gönderme yapılarak CHP “darbeci olmak”la ve her daim millet iradesine karşı kumpas kurmakla itham edildi. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar sözcüleri darbecilik üzerinden CHP’ye yüklendi, sosyal medyada kampanyalar başlatıldı.
27 Mayıs 1960’dan bu yana Türkiye çok sayıda darbeye maruz kaldı. Askerler neredeyse her on yılda bir yönetime el koyup siyasi hayatı felç ettiler, demokrasiyi zehirlediler. Topluma çok ağır bedeller ödeten bu tarihi arka plan, sağdan-soldan bütün politik aktörlere iki temel sorumluluk yüklüyor:
Sorumluluklardan ilki, demokratik yöntemlerin dışında kalan bir yolu çağrıştıracak bir beyandan titizlikle kaçınmalarıdır. Bu, CHP için özellikle mühim; zira bu partinin darbeler karşısında iftihar edilebilecek bir sicili yok. CHP’liler, farklı bir anlam yüklenebilecek bir laf ettiklerinde, kendilerine dair muhafazakâr-dindar tabandaki menfi hafıza anında harekete geçer ve siyasi mücadelede rakipleri tarafından kendisine karşı bir koz olarak kullanılır. Bu itibarla, herkes dikkat etmeli ama bilhassa CHP’liler her bir kelimeyi kuyumcu hassasiyetiyle tartmalı ve sonunun nereye bağlanacağını hesap ederek kullanmalıdır.
“ARTIK TÜRKİYE’DE DARBE OLMAZ”
İkinci sorumluluk ise, bir darbe iması ya da çağrısı olduğunda buna ilkesel bir şekilde karşı çıkmaktır. Öyle her tarafa çekilebilecek yuvarlak ifadelerle değil, kararlı ve kuvvetli bir demokrasi savunusu yapmaktır. Mücadeleyi ve rekabeti meşru alanın içinde tutmak, gayri-meşru aktörlerin oyuna müdahale etmesini kesin bir dille reddetmektir. Darbeler arasında bir ayrım yapmamak, seçici davranmamak, halkın iradesine yönelen her girişimi mahkûm etmektir.
Bazıları “Türkiye’de darbe dönemi kapandı” diyorlar. Kendi payıma, bunu söyleyenlerin böylesine mutlak bir hükme nasıl vardıklarını anlayamıyorum. Ben o kadar emin değilim. Zira darbe geleneği olan bir ülkede yaşıyoruz, asker ve sivil bazı gruplar, olmayan durumlardan vazife çıkarabilir ve seçimle gelen iktidarı alaşağı etme hakkını kendilerinde görebilirler. Unutulmamalı ki, daha beş yıl önce Türkiye bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. O dönemde de bir darbeye ihtimal verilmiyor ve “Artık Türkiye’de bir darbe olmaz” deniliyordu.
“REJİM”DEN DARBE ÇIKARMA
Binaenaleyh, sürekli müteyakkız olmak gerekir. Politikacıların doğrudan veya dolaylı darbeyi çağrıştıracak ifadelere karşı uyanık olmaları değerlidir. Gerçekten bir darbe iması yapılmışsa ve/veya darbe tehlikesi belirmişse, siyasetçiye düşen toplumu uyarmak ve demokrasiyi savunmak için kolları sıvamaktır.
Lakin bu son tartışma böyle bir nitelik arz etmiyor. Ne Özel’in ne de Kaftancıoğlu’nun sözlerinden bir darbe isteği, iması veya çağrısı çıkarılabilir. Kaftancıoğlu’nun konuşmasına bütünüyle bakıldığında “başka bir şekilde” ifadesinden, normal zamanlarda yapılacak seçimleri kastettiği açık. Özel’in “rejim” ifadesini bir darbe tehdidi olarak yorumlamanın ise, ciddiye alınabilir tarafı yok. Çünkü siyasi kavramların yanından geçen biri bile, Türkiye’de hemen her yorumcunun farklı iktidar dönemlerini anlatırken başvurduğu “rejim” tabiri bir darbe niyetine yorumlanamayacağını bilir.
İHTİYAÇ DUYULAN BİR TARTIŞMA^
Velhasıl ortada iktidara yönelmiş demokrasi dışı bir tehdit bulunmuyor. Aksine iktidar, icraatlarına yönelmiş eleştirel gözleri başka tarafa çevirmek için yeni bir gündeme ihtiyaç duyuyor. CHP’nin geçmişinden istifade ederek yarattığı “darbe” temalı yapay tehlikeden, bu ihtiyacı karşılamasını bekliyor. Tehlike yapay, zira eğer gerçek olsaydı, iktidarın olayı araştırması, soruşturma açması, darbenin askeri ve sivil bağlantılarını açığa çıkarmak için dört koldan çalışması lazım gelirdi.
Oysa hiç böyle bir çaba görülmüyor; Mili Savunma Bakanlığı’ndan ses çıkmıyor. Adalet Bakanlığı, konuya bigâne. İçişleri Bakanlığı’nda yaprak kımıldamıyor. Dosyasını eline alıp darbecilerin peşine düşen bir savcı da göze çarpmıyor. Çünkü herkes, aslında ortada harekete geçilecek bir durumun olmadığını biliyor. O zaman da yapılacak tek şey de gürültü çıkarmak oluyor. Her geçen gün gürültünün tonu artırılıyor ve böylece iddiaların fosluğunu meydana dökecek itirazların önü kesilmek isteniyor.
KUTUPLAŞTIRMA, SUÇLAMA VE SUSTURMA
Zannımca, iktidar ortakları bu darbe manipülasyonunun kendilerine birbiriyle bağlantılı üç noktada fayda sağlayacağını umuyor:
Kutuplaşma ortamı korumak ve bunun üzerinden tabanı tahkim etmek
Muhalefeti tamamen kriminalize etmek
İktidarın eksiliklerinin, yanlışlarının ve başarısızlıklarının üstünü örtmek
Cumhur İttifakı, kamusal alanda sadece kendi istediği seslerin çıkmasını istiyor. Muhalefetin bütün argümanlarını gayri-hukuki ilan ediyor, bunların kamuoyunda konuşulmasını ve tartışılmasını engellemeye, muhalifleri sessizliğe mahkûm etmeye çalışıyor. Bu bağlamda Davutoğlu’nun “susturucu” metaforunun olan-biteni çok iyi resmettiğini düşünüyorum:
“Darbe iddiaları birer susturucu olarak kullanılıyor. Beceriksiz ekonomi yönetimini eleştiriyorsunuz, darbecilere destek veriyorsunuz diyorlar. Bir maske bile dağıtamayan hükümeti eleştiriyorsunuz, darbe girişimi var diye gürültüye getiriyorlar. Dolar 7 TL’yi geçmiş, tarihi rekora ulaşmış, bu durum konuşulmasın, tartışılmasın, beceriksizlikleri açığa çıkmasın diye ‘Bize darbe yapılıyor’ diyorlar. Cumhurbaşkanının, iktidarın, hükümetin sınırsız koruması ve dokunulmazlığı var ama yetmiyor. Bir de en ufak bir eleştiri getiren herkesi darbeci olmakla suçluyorlar.”
İktidarın harlamaya çalıştığı darbe tartışması son derece yapay ve bu yapaylığı birçok çevre tarafından anında faş edildi. Dolayısıyla bu susturucunun, iktidar adına, kendinden beklenen işlevleri de yerine getirebileceğini sanmıyor. Herkesi “darbeci” diye suçlayarak susturamaz, kendiniz bile inanmadığı iddiaları öne sürerek insanların haklı talep ve eleştirilerini dile getirmelerini engelleyemezsiniz.
K24-
.------------------------------------------------------------------
Serbestiyet-com -20 Mayıs 2020
Print