2021-04-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Necla Çamlibel
 
Toplumu bunaltan konu, „namus“ cinayetleri
2020-07-24 16:51
Necla Çamlibel



Değerli okuyucularım,

Gündemden hiç düşmeyen, son haftalarda, yeniden medyada tartışılan, kadına yönelik şiddet ve „namus“ kavramların üzerinde yazılıp konuşulanları büyük bir sabırla dinledim, okudum üzerine düşündüm. Sizin „namus“unuz sizin bizimkisi de bizim olsun, yakamızdan düşün artık, varsa temiz bir eliniz onu uzatın. dedikten sonra, yazıma başladım.

İnsanlık tarihi, toplumsal mücadeleler tarihidir. Ezen-ezilen temeline oturan bu mücadele, yüzyıllardır devam ediyor.

Dünya insanlık ailesi, sorunlarıyla boğuşup, var olma mücadelesi verirken, birçok yol ve yönteme başvurmuştur. İçinde bulunulan maddi koşulların dayatması sonucunda çeşitli mücadele yöntemlerini yaratmıştır. Bazen şiddet, bazen de barışçı yöntemlerle yapılan mücadeleler, insanlık ailesi için olumlu ve olumsuz neticeler doğurmuştur.

Toplumların en önemli sorunlarından birisi de, kadın sorunudur. Bu sorun, tüm dünya da çözülmemiş sorunların başında geliyor. Tüm sorunlarda olduğu gibi, bu sorunu da çözmek için birçok yol ve yöntem denenmiş ve denenmektedir. Ancak benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim nokta, bu soruna bakış açısı ve sorunun çözümü temelindeki kimi yaklaşımlara dikkatinizi çekmek, okuyucuları bu konuda düşünmeye ve çözüm üretmeye davet etmektir.

Tüm toplumsal sorunların çözümünde olduğu gibi, bir sorunu çözmek için, her şeyden önce o sorunu doğru tanımlamamız, neden-sonuç ilişkilerini iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Sorunları ve bu sorunun doğurduğu sonuçlara, farklı açılardan bakmak, sorunun özünü görmemizi engellememelidir. Sorunun temel sebeplerini görmeden, fikir beyan etmek ve yorum yapmak doğru değildir. Böyle davranmak, sorunu sulandırmak ve çarpıtmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmektir. Bu tür bakış açıları bana göre, çözüm yerine çözümsüzlüğü getirir.

Kadın sorunu, nasıl bir sorundur; acaba bir ulus, sınıf, din, mezhep veya bir kültür sorunu mudur? Bu sorunun sıraladığımız, kimliklerin hepsini kapsıyor diyebilirsiniz, yada sadece bir cins sorunudur diyebilirsiniz. Bir toplum içinde, sahip olduğumuz kimliklerle nasıl bir statü içinde olacağımızı, içinde bulunduğuz maddi koşullar belirler. Kadın sorunu da toplumsal bir sorundur. Bu yüzden içinde bulunulan toplumsal yapısı içerisinde ele alınıp çözülebilir.

Kadın sorunu, toplumdaki mevcut sorunlarla şu veya bu nedenlerden dolayı ilişki içindedir. Bu ilişkiler her toplumda farklılıklar gösterir. Örneğin, gelişmiş, çağdaş özgür bir ülkenin kadın sorunuyla, sömürge statüsünde olan bir toplumun kadın sorunu bir birlerine benzemez ve dolayısıyla aynı şekilde ve metodlarla çözülemez. Kendimizi salt cinsiyet çerçevesine hapsederek de kadın (özellikle, kürt kadınının), sorununu çözemeyiz.

Son yıllarda çokta tartışılan, ancak tamda bir yere oturtulmayan ve her kafadan bir sesin çıkmasına ve yorumların yapılmasına sebep olan “namus cinayetleri”, her sıkıştıklarında, olayın yaşandığı toplumun öznel koşulları içinde ele alınıp irdelenmelidir. Örneğin bugünkü egemen güçlere baktığımızda, ekonomik, sosyal, siyasal olarak her açıdan sıkışmış ve dibe batmış bir yapıdayken, kadın cinayet ve kadına yönelik şiddet daha da artımış görünüyor. Egemen siyasi yapısının, din, kültür, geri kalmışlık, feodalizm, eğitimsizlik bu sorunu yaratan temel etkenlerdir.

Çarpık siyasal ilişkiler, çarpık sağlıklı olmayan bakış açıları, olaylara sırf bir kör noktadan bakanlar, sanki kadınlar; özellikle Kürtler dünyadaki gelişmelerden habersiz, biçare, perişan, hiç birşey bilmeyen teknolojiden, sanayiden, ekonomiden, siyasetten uzak, Kendini idare demez, dünyadan habersiz, “vahşi yaratıklar” şeklinde görülmesine; kanı, ölümü, öldürmeyi seven kişiler şeklinde tanınmasına neden oluyorlar.

Peki bu şeklide görülmesine neden olan bakış açısı sağlıklı mıdır? Kadın mücadelesinin, cinayetlerinin „namus“kavramı içine sıkıştırılması politiktir. Her seferinde sıkışan rejimler, liderler, egemen erkler; bunlar ister evdeki erk, ister çarşıda pazardaki sapkınlıkta olsun, iş yerinde, sosyal yaşamda karşılaşan ve kadın üzerinde hakimiyet kurma veya bir cinsin bir başka cins üzerinde egemenlik kurması da faşizan ve ilkel bir bakış değil midir? Kanımca, var olan kadın gücünün görülmemesi, eşitlik deyip eşit davranmayan ve var olan ilkel ve geri kalmış ülke ve liderlerinin yaşam sebebi haline getirilmiş bir savunma ve kendilerini yaşatıp koruma malezemisi haline getirilmekten öte birşey değildir.

Kürtlerle namus cinayetlerinin özdeşleştirilmesi, Kürt sorununu doğru tanımlamak istemeyen çevrelerin bilinçli olarak ortaya attığı bir düşüncedir. Böylece çağdaş, demokratik insanların dikkatını Kürtlerin üzerine çekerken, Kürtleri sırf bu yönüyle; cinayet işleyen, eli kanlı insanlar olarak tanıtmak istiyorlar. Başka halklar arasında da var olan bir konuyu tamamen Kürtlere özgü bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar. Ne yazık ki, bazı Kürt kadın, aydın, politikacıları ve çevreleri, bilmeden Kürt düşmanı olanların propagandasına katkı sunmaktadırlar.

Namus cinayetlerinin ilkelliği ve vahşeti tartışılamaz. Ama bu konu irdelenirken, sorunu doğuran nedenleri gözönüne almak, bu ilkelliği bir ırk, sınıf, din ve kültüre mal etmekten uzak durmak gerekir. Olaylara düz bir mantıkla bakmak, bir tarafı veya bir kesimi suçlu göstermek, işin kolayına kaçmaktır. Bu yaklaşım ne gerçekçi, ne sağlıklı, ne de ahlakidir.

Özellikle basında veya yapılan konferanslarda, söylemlerde, yazılanlarda tüm medya da namus cinayetlerinin en çok Doğu, Güneydoğu ‘da hatta Kürdistan’da kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgelerde işlendiği dillendiliriliyor. Ne yazık ki, kimi Kürt kadın ve çevreleri de bu söylem ve yazılanlara ortak oluyorlar.

Bunu söylerken, kendi içimizde yaşanan çirkinlikleri ve eksiklikleri söylemeyelim demiyorum. Ancak, bunun yolu yöntemi ve zamanın iyi belirlenip, hangi ortamlarda hangi seviye de tartışacağımızın, halkımızın özgürlük mücadelesinde bu söylemlerin kimin işine ve kimin ekmeğine kaymak süreceğini de görmemiz gerektiğine dikkatlerinizi çekmek isterim.

Dünya korona virüsüyle boğuşurken, her gün onlarca kadının namus cinayetinden veya şiddete uğrayarak hayatlarına sonverilmesi, ve bu cinayetlerin tıpkı, doksanlı yıllarda, Saddam rejiminin devrilmesi, Güney Kürdistan’daki ulusal kazanımların elde edilmesi sürecinde, Türk medyasında namus cinayetlerinin manşetlere çıkarılması, özellikle güneyle ilgili çok abartılı rakamlar verilmesi bir tesadüf değildir. Kürt ulusal mücadelesinin ivme kazandığı bir aşamada yapılan bu yayınların amacı, vahşi, ilkel Kürt imajını kitlelerin beynine yerleştirmek anlamına gelmiyor mu?

Diğer taraftan, Türk devleti, Kürtlerin kendi ulusal haklarına kavuşmaması için bizleri yoksayarak, dilimizin kültürümüzün yasaklayarak, varlığımızı inkar ederek, akla hayale sığmayan teoriler ürettiler. Halklar arasına nifak sokarken, diğer taraftan, kendi ırk ve ulusunu yüceltmekten de geri kalmadılar. “Bir Türk dünya ya beldeldir, en soylu ırk Türk ırkıdır, en iyi şarkıyı Türkler söyler, en iyi yemeği onlar pişirir. En iyi topu onlar oynar, en iyi yalanı onlar söyler. En iyiler onlardır, en kötüler ise onların tekerine çomak sokanlardır.

Bu olayı ve örnekleri çoğaltmak mümkündür. Kadın sorunu bir yana, yaşanan “namus cinayetleri” de aynı amaçlarla kullanıldığı inancındayım. Kadın cinayetlerinin kökeni politiktir. Egemen erk, devletin egemen gücü, babanın egemen gücü, patronun egemen gücü vs. bu erkler “haklılık” adına eşitsizliği, kültürlerindeki köhne duyguları mıncıklayarak, insanların beynini karıştırarak, gerçekleri görmelerini engellemektir.

Ayrıca önemli bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Kadına yönelik şiddet

ve cinayetler sadece geri kalmış toplumlara özgü bir şey değildir. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde de aynı durumlar yaşanmaktadır. Her toplumda, sevecen, kültürlü, çağdaş yapıdaki bazı insanların da kadın ve çocuklara şiddet kullandıklarını basında okuyor, yapılan istatiklerde görüyoruz.

Sistemlerde tıpkı insanlar gibidir. Kendini yetkinleştirmedikleri sürece yozlaşır, gericileşir ve yok olmaya mahkum olurlar.

Evet, Kürtler de diğer halklar gibi, kendi değer yargılarına, örf ve adetlerine bağlı bir toplumdur. Peki bunun olumlu yönelirini neden görmüyoruz. Bize düşman güçlerin, yapıların savunduklarını neden biz savunuyoruz. Evet doğrudur bu konuda söylenenler tümüyle yalan ve yanlış söylemlerdir demiyorum.

Kendi sayfalarımızdan, basınımızda, söylemlerimizde, olumsuzlukları daha da abartarak kamuoyuna sunmak bizlerin görevi midir? Son haftalarda yine kürt kadınlarının özellikle kamuoyunda tanınan ve kendilerine karşı yapılan saldırının örneğin, Başak Demirtaş"a ve son günlerde medyadan okuduğum, ismini dahi burda yazma ihtiyacı duymadığım ne olduğu yurtsever kürtler tarafından bilinen bir adamın, yiğenine yapılanların da, hem kadın cinsine hem de kürt mücadelesini ve „namuş“ kavramı içine sıkıştırılarak namussuzca bir metodun öyle sıradan kullanılan ve aniden bu isimlerin ortaya atıldığını düşünmüyorum.

Bunların hepsi bilinçili ve başta kadını kullanarak, kadın mücadelesi ve kadın cinsini aşağlayan ve onu savunmasız cins olarak, yine toplumsal ve egemen olan güçlere karşı boyun eğen bireylere dönüştürme çabasıdan öte değildir. Bu köhnemiş, zihinler ve hangi ortam ve hangi olayda olursa olsun, kadın bedenini ve cinsini kendi malı veya kendi hakimiyetinde gören sistemler er ya da geç çökmekecektir.

Yaşanan cinayetler, kadın bilincine, insan hak ve adelet duygularına sığmayan. Faşizan ve ilkel bakış açılarının en aydın diye geçinen partiler içinde de toplumlar içinde de en çirkin biçimde kullanıldığını , bugüne kadar yüzyıllardır kadın mücadelesini yürütenler biliyorlar.

Kadın cinsi, namus kavramı içerisine sıkıştırılıp, onu savunur görünürken, onu kullanan kesimler ve örgütler de en az egemen zalim erkler kadar suçlular. Bu kozu egemenlerin eline veren, söz sahibi liderler de, kadın milletvekilleri de kanunları koyupta kanunlarını uygulayamayanlar da en az o şiddeti uygulayan katiler caniler kadar suçlular.
Print