2020-10-29
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
Parti İçi Demokrasi ve HAK-PAR Üzerine
2020-09-12 17:23
Kemal Burkay

Kemal Burkay

HAK-PAR’ın 8. Kongresi’nin üzerinden 10 aya yakın bir zaman geçti. Kongrenin ardından onunla ilgili herhangi bir yazı yazmadım, yorumda bulunmadım.
Bilindiği üzere, 2014 Ekiminde yapılan 6 Kongre’de iki genel başkan adayı iki ayrı listeyle yarışmış, yitiren taraf kongreyi izleyen günlerde partiden de ayrılmıştı. Örgüte ciddi zarar veren bu ayrışma PSK’nin legale çıkma sürecine rastlamış ve ayrılanlar bunu gerekçe yapmışlardı. Bu kongreye ve onu izleyen gelişmelere ilişkin görüşlerimi yazmıştım; bunlar biliniyor ve tekrara gerek yok.
8. Kongre’de de yine iki genel başkan adayı (Latif Epözdemir ile Necati Bayram) iki liste ile yarıştılar. Sonuçta Latif Epözdemir ve onun gösterdiği liste kazandı. Bu kongreden sonra herhangi bir ayrışma yaşanmadı. Doğal olan da buydu. Parti içi demokrasi böyle işler. Organlarda ve elbet partinin en büyük organı kongrede görevler için birden fazla aday veya liste ortaya çıkarsa sonucu seçim belirler. Çıkan sonuca herkesin de saygı göstermesi gerekir. Seçimi yitirenler her keresinde küsüp gitmeye kalksa ya da örgütün çalışmalarına destek vermeseler ortada örgüt kalmaz.
Örgütlü çalışmada temel ilkelerden biri budur, organların verdiği kararlara saygı göstermektir.
Elbet örgütlü çalışmada şu veya bu konuda farklı görüşler de olur ve üyelerin görüşlerini dile getirme, yönetimin veya organların yanlış bulduğu eylem ve kararlarını eleştirme hakları da vardır. Hatta bazen eleştiri bir göreve dönüşür. Bu iş kuralına göre yapıldığı sürece sorun yok. Bu iş örneğin üye toplantısında yapılabilir. Kişi bir organda görevliyse (il, ilçe yönetimi, Parti Meclisi veya Başkanlık Kurulu, son olarak da Kongre) orada olabilir. Yöneticilerin, katılmasalar bile eleştiriler karşısında tahammüllü olmaları, yerine göre onlardan yararlanmaları gerekir.
Belli durumlarda kişi görüşlerini bunun dışında da sözlü veya yazılı yansıtabilir. Ama bu durumda da ölçüyü kaçırmamak, partiye zarar verecek biçim ve tarzda yapmamak gerekir. Diğer bir deyişle eleştiri yıkıcı değil, yapıcı olmalı.
Son dönemde ne yazık ki bunun olumsuz örneklerine tanık oluyoruz. Bazı üyeler, bazı şeyler gönüllerine göre olmuyor diye, içlerini öfkeli biçimde sosyal medyaya döküyor ve işi, kişi ve organlara yönelik uluorta suçlamaya, hatta hakarete vardırıyorlar. Böylesi bir tarz partiye ve genel olarak davaya zarar verir.
Ayrıca yeni yönetimin çalışmaları ile ilgili değerlendirmede bulunurken şu dönemde pandemi nedeniyle yaşanan olağanüstü durumu da göz önüne almak gerekir.
Arkadaşlarım benim HAK-PAR’a ilişkin görüşlerimi bilirler, bunları da yeniden söylemem gerekmez. Şu kadarını söyleyeyim ki o, teslimiyete karşı yurtsever güçlerin bir birlik projesi olarak, umut ve seçenek olarak ortaya çıktı; gerçekçi, ülke ve bölge koşullarına uygun bir programı var. Onu korumak, yaşatmak, güçlendirmek mevcut koşullarda bir görevdir.
HAK-PAR ortak emeğimizin ürünüdür. Ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak gerekir. Her birimiz üye olarak onu güçlendirmek, geliştirmek için neler yapıyoruz? Aidatımızı düzenli olarak ödüyor muyuz? Partiyi kitlelerle tanıştırmak, örgütlenme ağını genişletmek için yeterince çaba gösteriyor muyuz? Parti çalışmalarına ne ölçüde omuz veriyoruz?
Yazımın başında HAK-PAR 8. Kongresi’nin ardından onunla ilgili herhangi bir yazı yazmadığımı, yorumda bulunmadığımı söylemiştim. Ama anılarımın ilerde yayınlanacak olan 5. Cildi’nde onunla ilgili kısa bir notum var. Şimdi, böyle bir yazı kaleme aldığım bir aşamada, o bölümü aşağıya alıyorum:
HAK-PAR’ın 8. Kongresi
HAK-Par’ın 8. Kongresi 27 Ekim Günü Ankara’da Demonti Oteli Salonu’nda yapıldı.
Bu kez de Genel Başkanlık için birden fazla aday yarıştı. Önce Refik Karakoç, Düzgün Kaplan ve Hüseyin Özdemir adaylıklarını ilan ettiler. Daha sonra Düzgün çekilince Necati Bayram ve Latif Epözdemir aday oldular. Hüseyin Kongreye doğru Latif’in yararına çekilince geriye üç aday kaldı: Refik, Necati ve Latif. Bunun sonucu Kongre’ye üç adayla gidildi.
Bu kez de yine pek çok kişi, bunun iyi olmayacağını dile getirerek, tek adayla seçime gidilmesi için benim sürece müdahil olmamı istediler. Ama 6. Kongre sırasında olduğu gibi bu kez de böyle bir müdahaleyi yanlış buldum, buna yetkim ve hakkım olmadığını söyledim. Her üçü de yoldaşımdır, birinden yana tavır koymanın doğru olmayacağını, demokratik sürece herkesin saygılı olmasını söyledim. Adaylar birden çok olsa bile seçime tek Parti Meclisi listesiyle girmenin iyi olacağını ben de söyledim.
Ne var ki bu mümkün olmadı. Kongre sırasında Refik Karakoç yaptığı konuşmanın sonunda adaylıktan çekildiğini söyledi. Latif ve Necati ise Parti Meclisi için ayrı listeler hazırlamışlardı. Seçime böyle gidildi ve Başkanlığa Latif Epözdemir seçildi. Yine onun belirlediği liste PM seçimini kazandı.
Bu Kongre sırasında, önerildiği halde herhangi bir konuşma yapmadım, yeni çıkan kitaplarımı imzaladım.

Görüldüğü üzere, kişisel olarak ne ölçüde etkili olabilirdim, ayrı bir konu; ama Kongre sırasında genel başkanlık için yarışan arkadaşlardan veya onların destekledikleri listelerden herhangi biri için taraf olmadım. Sonuç başka türlü de olsa benim için durum değişmezdi. 2014 Ekiminde, iki yıllık genel başkanlık dönemimin ardından nasıl yeni yönetime ve HAK-PAR çalışmalarına destek olmayı sürdürdümse bu gün de sürdürüyorum. Diğer tüm yoldaşlardan da beklediğim budur.
HAK-PAR ortak emeğimizin ürünüdür; şu koşullarda da başlıca umudumuz ve seçeneğimizdir; onu koruyalım ve güçlendirmek için elimizden geleni yapalım. Yönetim planında kişiler gelir geçer; önemli olan program, amaçlar ve izlenen politikalardır.
11 Eylül 2020
Print