2021-01-16
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
TÜRKİYE EKONOMİSİ NE DURUMDA
2020-11-27 13:26
Latif Epözdemir

LATİF EPÖZDEMİR ( Hak ve Özgürlükler Partisi ( HAK-PAR) Genel Başkanı

Yapılan en son kamuoyu araştırmalarına göre “Türkiye’nin en önemli sorunu”
ekonomi sorunu olarak görülmektedir. Bu araştırmayı yapan firma “Kürt Sorununu” alternatif sorular arasına almadan “terör” sorununu almış ve Kürt sorununu hiç sormamıştır. Buna göre de “terör” sorunu ilk beş sorunun arasında yer almaktadır. Peki nedir şu anda Türkiye’de ekonominin durumu? Türk Ekonomisinin geldiği durumu bazı veriler ışığında değerlendirelim.
Gayrisafi milli hasıla (toplam ulusal gelir)
Bir ülke vatandaşlarının verilen bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamıdır. Yani, bir ülkedeki toplam varlıkların kişi başına düşen kısmıdır. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artarak 4 trilyon 280 milyar 381 milyon TL oldu. 2019 yılında kişi başına GSYH cari fiyatlarla 51 bin 834 TL, ABD doları cinsinden 9 bin 127 olarak hesaplandı. Ne var ki mevcut ekonomik sistemde gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeni ile Türkiye’de GSMH eşit dağılmamaktadır. Örneğin kişi başına 10 bin dolar dendiğinde her vatandaşın cebine yılda 10 bin dolar giriyor anlamına gelmez. Âmâ kiminin cebine 100 bin dolar girerken kiminin cebine 1 milyon dolar girmektedir.Çünkü Ekonomik dengesizlik ve eşitsizlik had sayfada Gelir dağılımında eşitsizlik de gösteriyor ki, Tü rkiye hızla sosyal devlet anlayışından uzaklaşmaktadır.
Ekonomi uzmanlarına göre, Türkiye’nin bugünkü reel borcu, faiz hariç 160 milyar dolar civarındadır. (Görüldüğü gibi bu dolar bazında ifade edilmektedir. Türk lirası bazında bu rakam 8 kat dah büyüktür.) Döviz kurunun yükselmesi ile birlikte oluşan kayıp 100 milyar doları bulmaktadır. Bu nedenle bu borç 260 milyar dolar olarak realiteye yansımaktadır ve kur yükselişi önlenemese o oranda her gün biraz daha artacaktır.
Maliye bakanının istifası ve Merkez Bankasında yapılan son düzenlemelerle hükümet dövizin Türk parası karşısındaki uçuk tırmanışını frenlemek için MB faizlerini arttırma yoluna gitti. Bu doları biraz aşağıya çekti ama ilerleyen günlerde bu durum enflasyonun yükselmesine neden olabilecek bir durumdur. Ne var ki dövizdeki kur artışından çıkan fark halkın cebinden 300 milyarı uçurdu. Enflasyon oranı yıllık %10 olarak belirlense bile gerçekte %30 un üstünde seyretmektedir. Son düzenlemelerden önce temel gıda maddelerinde %100 yakın fiyat artışı vardı ve piyasadaki fiyat artışları denetlenemiyordu. MB faizlerinin arttırılmasından sonra hayat pahalılığının ve enflasyonun daha da artacağı öngörülmektedir. Yükselen kur farkının neden olduğu üretim içi kar kaybı ise 750 milyar lirayı bulmaktadır. Yani yükselen kur, direk olarak üretime dair kâr kaybına neden olmaktadır.
Ancak şirket bilançolarının aktifinde döviz mevcudu olanlar, döviz kurunun yükselmesi ile birlikte kar olarak faaliyet dışı kârlarını arttırmaktadırlar. Hal böyle olunca üretim den kaynaklanan kar ise düşmektedir.
Bilindiği gibi dövizin tırmanışını durdurmak ise üretim artışı ve reel kar ile ihracatın artışına bağlıdır. Ekonominin faaliyet dışı yapılan gelir / kâr’a yönelmesine sebep olduğu için hem dışa bağımlılığı artırmaktadır, hem döviz rezervinin azalışına o da dövizin yükselişine sebep olmaktadır
Türkiye’de son dönemlerde oluşturulan Varlık Fonu uzmanlara göre şu anda 63 milyar lira borçlu. Türkiye’deki bütçe açığı ise 225 milyar lira olarak ifade edilmektedir.
Verili duruma göre geçen yıl Türkiye toplam 500 milyar dış borç ödemiştir. Bu ülke genelinde bir yılda toplanan verginin %20 sine tekabül etmektedir. Lakin geçen 6 aylık zaman içinde 135 milyar vergi toplanmış, bu süre içinde kamu dış bor miktarı 180 milyar dolara ulaşmıştır.

2015’ te milli gelir 850 milyar dolar iken, 2021 yılı için ön görülen milli gelir 700 milyar dolar. 2023 ulusal geliri şimdiden 800 milyar dolar olarak öngörülmektedir. Bu durum açıkça göstermektedir ki, ülke her yıl biraz daha yoksullaşmaktadır.
Bu kötü ekonomik gidişat nedeni ile gelinen noktada ülkede 17 milyon kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Türkiye’de açlık sınırında 30 milyon kişi var ve bu nüfusun 3/1 inden fazla bir orandır. Yani ülkede her üç kişiden biri açlık sınırında yaşamaktadır. İşsizlik oranı ise, gençlerde %35’lere dayandı. Bu genç işsizlerin çoğu üniversite mezunu ve boşta geziyor. Ülke çapında genel olarak işsizlik oranı ise %20 yi aştı. Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre bugün Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ücreti 2500 lira ve yoksulluk sınırı ise 8500 lira iken asgari ücret hala 2360 liradır.
Türkiye’de bir de “işi” olanlar var. Gerek kamu gerekse de özel sektörde çalışanlar bakımından Türkiye’de bugün asgari ücret günlük 10 dolara indi. Asgari ücret Türkiye’de ay bazında 215 evroya tekabül ediyor. Bu oran Yunanistan’da 650, Tunus’ta 350 Almanya’da 1400 evrodur.

Bu durumda:
Bugün Türkiye’de aracına 50 lira yakıt alan kişi,2000 yılında bununla 85 litre benzin alabiliyordu.2012 de 11 litre 2020 de ise ancak 7 litre alabiliyor. Ama ALMANYA da 50 evro ile vatandaş aracına,2000 yılında 34 litre,2012 yılında 36 litre,2020 yılında ise 38 litre benzin alabiliyor. Asgari geçim standartlarına dair bir kıyas yapmak istersek bu tablodan farklı bir tablo çıkmayacağı aşikardır.
Bu ekonomik veriler karşısında Türkiye’de satın alma gücü giderek düşmektedir. Örneğin 2000 yılında 1 ton buğday parası ile 22 çeyrek altın almak mümkündü. Ama 2020 yılında 1 ton Buğday ile ancak 2 çeyrek altın alınabilmektedir. Asgari ücret geçen yıl 2360 lira olarak belirlendiğinde Ayçiçek yağı 9 lira iken henüz bu yıl asgari ücret tespit edilmemişken Ayçiçek yağı pazarda 35 liraya çıktı. Asgari ücret artan hayat pahalılığı karşısında eriyip gitti, açlık sınırının altında kaldı.
Tarımsal üretim durma noktasında. Çünkü üretici ürettiğini maliyetinin altında satıyor. Maliyet fiyatları ( döviz bazlı olduğu için) sürekli yükseliyor ve üretici sattığı ürünün yerine aynı maliyetle yeni ürün koyamıyor. Bu kez de aynı ürün her üretim sürecinde farklı maliyete üretildiği içinde piyasaya her seferinde farklı fiyatlarla satılmak durumunda. Bu da talebi yavaşlatıyor. Bu nedenle sanayi ve üretim durma noktasında. Sanayiciler devletten gereken desteği alamadıkları için bu alanı bırakarak yüksek kar ve rant yüzünden ellerindeki sermaye ile inşaat sektörüne yöneldi.
Ülkede sanayi ve tarım alanında artan maliyetler ve daralan pazar nedeni ile üretim düştü, bu kez de ithalat arttı, öyle ki saman bile ithal edilir oldu. Üretim azalınca dışsatım da düştü. Bu kez de cari açık büyüdü, giderek de büyümektedir.
Hükümet ise izlediği yanlış ekonomik politikalarında ısrar ediyor. Bunun sonucu ekonomi her gün biraz daha daralıyor, krize giriyor. Örneğin hükümet “ yap işlet devret” anlayışından ötürü köprü, yol ve hastahaneler için her yıl yüz milyarlarca geri ödeme yapmak zorunda. Oysaki bunlar devlet eli ile yapılmış olsa bir yılda ödenen cezalar toplamı ile yapılabilirdi.
Peki bu süre içinde büyük ekonomik sıkıntılar içinde debelenen küçük esnafın “hali pür meali” ne durumda. Kuşkusuz “ülkem insanı” da ülkesine benziyor. Vatandaş bankalara hücum ediyor ve hayatını ve işini sürdürebilmek için kredi kullanma yoluna gidiyor. Vatandaşın banka ve kredi kuruluşlarına borcu (hükümetin önerisi ile pandemi koşullarında kerdi kullanımı fırladı) 820 milyar lira. Bunun 660 milyarı kredi kartı borcudur. Ülkede şu anda 3.500.000 kişi aldığı kredileri geriye ödeyemediği için icralık olmak üzere.
Bütçenin sektörlere ve hizmet kurumlarına dağılımındaki dengesizlik aynı zaman da ekonomik istikrarsızlığın yanı sıra sosyal dengeyi de sarsmaktadır. Örneğin, diyanet bütçesi ve savunma bütçeleri milli eğitim ve sağlık bakanlığına ayrılan bütçeden daha fazladır. Bu da eğitim ve sağlık hizmetlerini kısıtlamaktadır.
Bana Göre ; ekonomin başat sorun olduğu doğrudur, ancak bunun temelinde yatan sebeplerin başında Kürt sorunu olarak kastedilen sözüm ona ” terör le mücadele”
sorunu ve bu konudaki kötü yöntem ve mekanizmalar da ciddi sorunlar arasındadır.
Lakin yürütülen iç ve dış politikaların yarattığı giderler,bu alanlarda sürdürülen güvenlikçi ve askeri politikalar ekonomiyi ciddi şekilde etkilemektedir. İçte yıllardır sürdürülen ve “terörle mücadele” olarak adlandırılan güvenlikçi politikaların gerekli kıldığı harcamalar çok büyük rakamlarla ifade edilmektedir. Kürt sorununun barışçıl demokratik yollarla çözümü mümkün iken bu sorunun poligonlarda ve askeri operasyonlarla çözülmek istenmesinden ötürüdür ki 30 yıldan fazladır sürdürülen bu politikalar ekonominin belini büktü.Her ne hikmetse 30 yıldır mücadele edildiği halde hala “terör” de bitirilemedi,Kürt sorunu da varlığını korumaya devam ediyor.
Diğer yandan Türkiyenin dış politikasında da barışçıl politikalar izlenmemiş olması ülkeyi komşuları ile “düşman” hale getirdi.O sınırdan bu sınıra yapılan askeri yığınaklar ve askeri operasyonlar ekonomiyi adeta sarsıyor. Doğu Akdeniz, Suriye,Yunanistan,Fransa,Ermeniztan,Irak ve bir çok ülke ile yaratılmış olan sorunlar ve özellikle de Suriye iLibya,Azerbeycan ve Iraka yapılan askeri sevkiyatlar ve askeri harcamalar bütçenin büyük kısmını yutuyor. Böyle bir tablo içinde Türkiyenin Somali devletinin borçlarını ödüyor olması,üç milyondan fazla Suriyeliyi barındırıp maaş veriyor olması da ayrıca abesle iştigalden başka bir şey değildir.
Tüm bu tablo içinde Türkiye mecburen ekonomiye ve sosyal yaşama kaynak oluşturmak amacı ile para bulmak zorunda.Bu iki yolla gerçekleştirilmektedir. Ya özelleştirme ve kamu kurumlarının satışı yolu ile para bulunmaya çalışılıyor ya da dış borç ile ekonomiye nefes aldırılıyor. Öyle ki ülkede özelleştirilmeyen çok az kamu kurumu kaldı.Yollar,köprüler,hastahaneler,meydanlar nerde ise bir çok hayati alan özelleştirildi.Buna bankalar,PTT veŞeker Fabrikaları da dahil. Tank Palet fabrikası, Haliç PORT,ve İstanbul borsasının da Katar şirketlerine satılmış olması ekonominin içinde bulunduğu krizin işaretidir.
Diğer yandan Türkiye dış borsalardan ancak yüksek faiz ile (%8 gibi) dolar bazlı dış borçlar almaktadır. Bu borçlar kurrun yüksekliği karşısında neredeyse dönem spnuna kadar iki katına çıkmaktadır. Faiz oranının yüksek oluşu ise ayrı bir sorun.
Özetle söylemek gerekirse Türkiye yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını doğru değerlendirip barışçı iç ve dış politikaları, güvenlikçi ve askersel politikaları terk ederek içte ve dışta barışçı politikalar sürdürse tüm bu ekonomik sıkıntılar yaşanmayacak.Bir iç barışla ekonomik ve sosyal eşitsizlikler giderilebilinir. Yeni bir toplumsal sözleşme ile sorunlar çözülebilir.Ülke kaynakları reel olarak değerlendirilse,üretim artışı sağlansa, çiftçi ve sanayici desteklense,hem istihdam yaratılıp işsizlik sorunu çözülecek hem de kalkınma refah ve huzur sağlanacaktır.
Başa dönecek olursak söz konusu araştırma raporunda Kürt sorunu yer almamış demiştik. Bu ,ülkede Kürt sorunu yoktur anlamına gelmemektedir. Tersine Kürt Sorunu Türkiye’de yok olmuş ya da geri planda bir sorun değildir. Belki debu sorun Türkiye’nin en başat sorundur. Ancak bana göre “Kürt sorunu yok terör sorunu var” diyen meriyetteki algı,Kürt sorununu inkar ederek “terör” sorunu ile eş tutan bir algıdır. Bu nedenle varlığı kabul gören ” terör” den kasıt; varlığı yok sayılan ve bilinçli olarak ötelenen Kürt sorunudur.
Bölgesel Kürt karşıtı nizam ve onun hizmetindeki PKK ve benzeri örgütler,bu yeni yüzyılda, Kürt sorununu arka plana iterek Kürtlerin statüsüz kalmalarını sağlamak istemektedir.
Türkiye ekonomisi ülke genelinde ele alındığı zaman kuzey Kürdistan da PKK nin alanlarda güçlü olduğu zaman, bölge ekonomisini de çökerttiği bunun da Türkiyenin genel ekonomisini negatif olarak gerilettiği ortadadır. Çünkü ortada atıl duruma gelen bir Pazar söz konusudur.
İktidar, terörle mücadeleyi sebep göstererek, yapay olarak Kürt sorununu geri plana itmekle ‘’Kürt” sorununu çözülmüş gibi göstermek istiyor. Bu politika da ekonomiye ciddi zarar vermektedir. Yansıra, siyasal olarak ülkenin çıkmaza girmesini sağlamaktadır.
Kuşkusuz ki, Kürt sorununu Kürtlerle birlikte çözme süreci başlatılırsa, terör de her iki halkın ortak hedefi haline gelir ve bu “terör”den ancak o zaman kurtulabilinir.Belki o zaman Ekonomik göstergeler reel olarak işlemeye başlar.İşte bu nedenledir ki KÜRT SORUNU
Türkiyenin en TEMEL SORUNU
olmaya devam etmektedir.
Yukarıdaki verilerin hemen tümü her an değişebilmekte ve giderek olumsuz bir gelecek bizi beklemektedir. Doğal olarak Beştepe Külliyesinin günlük 300 bin lira olan masrafları da artmaktadır.

Print