2022-08-11
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Necla Çamlibel
 
Kürt kadının cinsiyet eşitsizliği mücadelesi
2021-05-11 21:32
Necla Çamlibel
Değerli okuyucularım, 9 mayıs 2021 tarihinde Zoom üzerinden ayda bir toplandığımız kadın arkadaşlara sunduğum; cinsiyet eşitsizliği meselesini, kadın sorununa bakışımla ilgili değerlendirmelerimdir.

Kürt kadınının sorununa bakışı; 1970-80 sonrasında dünya kadın mücadelesindeki hareketlilik Kürt kadın mücadelesini nasıl etkiledi. Yine,1990 sonrası yakınen az da olsa takip etme ve içinde bulunduğum partimin biz Kürt kadınlarının çalışmaları ve mücadelesiniyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Sevgili kızkardeşlerim,

Kadın sorunu cinsiyet eşitsizliği meselesini biraz irdeleyip, yakın dönemdeki Kürt kadın mücadelesinde neler oldu bildiklerimi sizinle konuşalım isterim.

Kürt kadınının içinde bulunduğu durumu ve sorunlarını bugünkü konuşmamda özellikle içinde bulunduğumuz kuzey Kürdistan parçasındaki kadının durumunu anlatacağım.

Ben genel olarak kadın sorununu, yüzyıllık tarih içindeki aydınlanmasını şu şekilde tanımlıyorum. Hepiniz bilirsiniz. Yeni nesillerde, film ve okudukları kitap ve romanlardan bilirler. Henüz elektiriğin bulunmadığı veya bu kadar etkin kullanılmadığı zamanlarda çıra yakılırdı, mum, gaz lambası, fanuslu ışıklar, elektrik. Yani her yeni buluş ve düşünce karanlık gölgede kalanları her bir cisim kendi gücü kadar aydınlatı.

Bildiğiniz gibi, dünya nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadın mücadelesindeki gelişmişlik, kadın sorununa bakış, her ülkedeki siyasal düzenine göre farklı aydınlanma ve gelişmişlik göstermiştir. Ataerkil toplumlarda kadın, daima cinsiyetinden dolayı ikinci sınıf muamelesiyle sürekli karşılaşmıştır. Tüm ülkelerde aynı derecede olmasa da, ayrımcı muamele hale sürmektedir. Bu anlamda, tüm dünya kadınlarının ortak yanı, cinsiyetinden dolayı her alanda tabi tutulduğu ayrımcılıktır.

Kürt kadın mücadelesini, dünya kadın mücadelesinden ayrı tutamayız. Ancak farklılığımız; ulus devletlerinin oluşumu ve ulusu olup da henüz devletleşmemiş bağımsızlığını kazanamayan halkımızın yaşadığı eziyetleri yüz yıllar sonrasında da, Kürt kadını derinden yaşıyor. Egemenlerin inkar politikaları, jenositler, katliamlar, süngülere geçirilme, gözleri önünde çocuklarına kızlarının ırzına geçmeler. Taciz tecavüzler, insanlığa sığamayan her türlü şiddet, kötü muameleyle karşı karşıya kalmış ve yaşamış bir halkın kadınlarıyız.

Anaç kadın, evi yapan kadın, erkek gibi kadın, erkek Fatma, eksik etkek, saçı uzun aklı kısa, sırtında sopayı karnında sıpayı eksik etme, asker gibi kadın. Sözlerini yakıştırmalarını hepiniz duymuşsunuzdur. Kadının kendi olmasına gelişmesi önüne bilinçli veya bilinçsiz olarak bu egemen eril zihniyet engel oldu. Bu zaman içerisinde algı da öyle bir hal oluşturuloyorki, o olağan gibi kabul etme ittat etmek ümmetçi bir yapı dışına çıkırılmayan kadınlar ve kadın bakışı içerisinde her birimiz büyüdük.

Anneniz annesinden gördüğünü, siz annenizden, önceki kuşak, birbirinden ne gördüyse onu uyguladı. Kimisi bu gelişimin üzerine yeni şeyler kattı. Kimisi de o öğretilmişlikler içinde ömür törpüledi. Bittirdi. Ve kendi gibi nesiller yetiştirdi.

Peki bu hep böylemi olacaktı? Elbete ki hayır, kadın üzerindeki ezici ziyniyeti ortadan kalkması içinde cesur cins eşitliğini savunan ve onun için ömürlerini ve büyük bedel ödeyenler de tarihler boyunca hep oldu. Olmaya da devam ediyor. Bu hak arayışı mücadelesinde kendisi eziyet ve cefa görsede onun keyif ve huzurunu yaşamasa da gelecek nesiller ve kızkardeşlerinin kendi cinslerinin işine yarar oluduğunu biliyorlardı. Bu nedenle bu mücadeleden de asla vazgeçmediler.

Evet bu yüzyılları aşan mücadele, dinin, feodal yapının olumsuzlukları,devet otorite ve inkarına. evde başlayarak, baba otoritesine, anne otoritesine, devlet otoritesi, baskıyı geçmişte olan zulumleri sorguluyan harmanlayan nesiller gelişiyordu. Bu son kırk yıllık sürecin tarihçesini kısaca kendi siyasal anlayışım içersinde değerlendireceğim. Elbette sizin kaltılabildiğiniz katılamadığınız şeyler de bu sunumumda olacaktır.

Evet sevgili kızkardeşler;

Bazen çiçek böceklerle tanımlandık, erkek gibi kadın, jandarma gibisin, asi kız olarak tanımlandık itham edildik. Oysa ki, Kürt kadını tüm diğer kadınlar gibiydi. O bu sıfatların kendisine pozitif diye yakıştırıldığını söyleseler de, kabullenmedi. Yoldaştık, bacıydık, kızkardeştik, yardık, anaydık, ülkemizin özgürlüğü için verdiğimiz mücadelenin yanı sıra cinseyetimizden dolayı yapılanlara karşı varolma eşitlikçi olma mücadelesini de sürdürdü. Toplum içindeki ataerkil yapının, gelenek görenekler, siyasal yapılar ve öğretilmişlikler içinde ezilmişliğe hep karşıydı. Direngendiler, direngen olmaya devam edeceklerdi çünkü;

Başta; ulusunun henüz özgür bir devlet olmamanın öncelikli sorunu olduğu bilincindeydi politik kadın ve son kırk yıl içinde ev kadını da, akademisyen kadın da ulusal duygular ulusuna sahip çıkma konusunda ve kendi sorununa duyarlılığı da her geçen gün arttı. Bir çıra ışığı gibi, iğneyle kuyu kazmak gibiydi çabaları kıymetliydi.

1970 sonrasına bir çoğunuz tanıksınız, şöyleki; Kürt kadını; üzerindeki, ulus, cins,sınıf ve kimimiz mezhepsel olarak baskı altında olması, ezilmişliğin eşitsizliğin tüm olumsuzluklarını yaşamasına rağmen, direncini hep korumayı başardı. Başta kendi halkına yapılan zulmü ve kendisine yapılan tüm olumsuz yakıştırmaları kabul etmedi.

Kadın yaşamın her alanında var olma mücadelesini dünyanın dörtbir tarafında yürütürken, Kürt kadınındaki algıda gelişiyordu.. Yüzyıllığı aşan bu mücadelede genel kadına bakış algısı değiştirildi. Kadınların yürütüğü mücadele ve eşitlikçi bir anlayışın gelişimine hizmet ettiği düşüncesindeyim. Ne mi yaptı? Kadınlar, genç kızlar, egemenlerin zulmüne karşı, oluşturulan siviltoplum örgütlerinde, sendikalarda,derneklerde, siyasi partilerde yer aldı. Okudu, kendisini geliştirdi. Sıkıştırılmak istenen kabuğunu çatlattı.

Eve kapatılan,ataerkil, feodal yapının olmusuzluklarını iliklerine kadar yaşayan kadın. Sosyal, siyasal, çalışma yaşama üretime katıldı. Köyünden çıktı kasabaya, kasabadan şehre, şehirden dünyaya açılma yollarının olduğunu gördü. Dinledi . İzledi. Ve dönüştü. Halkına yapılanlara dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar duyarsız kalmadılar.

Son kırk yıla baktığımızda, yine her biriniz çok yakınen tanıksınız. Kendini sorgulamaya. İçinde bulunduğu siyasal atmosferi sorgulayan, her gün ezilen her gün cezaevleri önünde bekleyen anneler kız çocukları. Büyüdüler birer anne oldular. Torun sahibi oldular. Yaşanmışlıkları yaşananlar karşısında, özgür ülke özlemi ve cins eşitliği arayışını bir mum ışığı gibi hem kendine, çocuğuna ve sorumlu olduğu ailesine ve ulusuna ve cinsinin acılarına duyarsız kalmadı. Halkının ve kendisinin yaşadıklarının altında ezilip boyun eğmedi eril zihniyete ve ezen zalim üniterci, kemalist anlayışa.

Sevgili kız kardeşlerim;

Bu güne kadar, kadın sorunu diye; politik alanlarda siyaset yapan siyasi partiler kadın sorununa yeterince zaman ayırıp, inceleyebildi mi? Kadın sorunu konuşulurken, neden hala bir egemen erke sahip cins, konuşan dinleyen sorunun asıl sahipleri oldu. Bu metod Kürt kadınına bir şey kazandırdımı? Özgüvenli, çağdaş, özgür, sosyalist düşünen kadınların cins eşitliği mücdalesinde nasıl bir rol aldı. Onca kimliklerinin ezilmişliği karşısında cins eşitliği, hak arama arayışı mücadelesini vermek, ona göre hareket etmek kolay mıdır? Bunun kriterleri neler? Bu soruların cevaplarını sizden de duymak bu sunumu zenginleştirecektir.

Siz de bilirirsiniz ki; bir sorunu problemi tanımlamaya çalışmak, doğru bir tanımlama, soruna doğru bakışı ve doğru çözümü getirir. Sırayla, sorduğum soruları sizlerle cevaplarını arıyalım: Kadın sorunu nedir?

Sorunlu bulduğum,çoğunlukla medyada sıkça kullanılan bir tanımlamadır, cinsiyetçi yapıyı işaret etmekten öte “kadın sorunu” genelde kadının toplum içerisinde yaşadığı sıkılmışlık bastırılmışlık, sanki öcüymüş gibi, ikinci sınıf vatandaşlık gibi kısıtlı ifadelerle tanımlanır. Kürt kadınları bu ikinci vatandaşlık argumanındaki ezilmiş ve dışlanmışlığı iyi bilir. Yani;
"kadın sorunu" tanımlaması da zaten erkek-olmayan, eksik olan olarak tanımlana gelmiş. Bu bakış açısı, kadın kimliğinin kendi başına bir sorunmuş gibi algılanmasına yol açacak nitelikte ayrımcı ve inkarcı bir bakıştır.

Siz de biliyorsunuz ki; ayrımcılık, inkar bir politik, toplumsal davranış bozukluğudur, yani ayrımcı, inkarcı anti demokratik anlayış üniterci düşünce yapısına sahip sistemlerin, sığındıkları bu davranış bir krononik hastalıktır. Yani eğer süregiden bir ayrım varsa ve bu ayrımdan rahatsız olduğunu dile getiren bir kesim varsa, bu ayrımı yok saymak ne ayrımı, ne de o sorunun veya kesimlerin rahatsızlığını ortadan kaldıracaktır. Yani, sorunu görmemek onun var olduğu anlamını taşımaz.

Aksine, ayrımcılık yapanın, yaptığı ayrımcılığın kavramsallaştırmasına ayrımcılık demek, ayrımcılık yapanın, yaptığı ayrımcılığı meşrulaştırmak olarak işlev kazanır. Nasılmı oluyor; bir yerde eşitssizlik ezilmişlik varsa, orada mağduriyet vardır. Ezilmişliğin eşitsizliğin, adaletsizliğin olduğu yer de özgürlük arayaşının, olması doğal bir sonuçtur.

Peki cinsler arası eşitsizliği ortadan kaldırmak için, tek başına bir komisyon veya “pozitif ayrımcılık” lafları bu eşitsizliği kaldırıyor mu ortadan?.Şimdi zamanı değil, ulusumuz kurtulsun sonra kadın sorunu ve diğer sorunları da çözeriz anlayışı doğrumuydu?

Yine hepimiz duyuyorsunuz; kadınlar büyük bir mağduriyet ve yaşamın her alanında şiddete uğruyor sözlerini; kadınlar mağdursa, pozitif ayrımcılığa gereksinim vardır. Demek tek başına yeterli olmadığını, pratikte, sosyal, toplumsal, siyasal yaşam içerisinde yeterince işletilmediğine tanığız.

(Kadın eşittir mağdur, o nedenle de pozitif ayrımcılık gereklidir.); genel olarak yapılan mantık hatası ise önermenin şu olduğunu sanmak: kadınlar doğaları gereği mağdurdurlar. (kadın eşittir mağdur) bu mağduruyetti doğuran, eril siyasal zihniyetin, kadın üzerinde yarattığı baskı ve şiddet anlayışının sonucu olduğunun altını özellike çizmek isterim.

Bu bakış açısı; bilinçli olarak kadın sorununu çözümsüzlüğe görmemeye inkara yönelik bir politik eril bakış açısıdır.

Evet, Kürt halkının bir bireyi olup da bu kadim halkın yaşadığı trajedilere tanıklık etmeyen kalmamıştır.

Kanımca her birinizin, yaşanmışılkları anlatacakları bile kendi başına Kürt kadın mücadele tarihine bir ektir. Bugün burada bir araya gelmek bile bu mücadeleyi daha ileriye götürmek amaçlıdır.

Sevgili kızkardeşler,

Ortadoğu’da hem Kürt hem de kadın olmak zor iken, Kürt kadını olarak yaşamanın ne demek olduğunu bilenlerdensiniz. “Güç” kimdeyse iktidar da ondadır bakış açısı, tarihler boyunca aşına aşına bugünlere kadar getirildi. Bu güçlünün haklı olduğu ve hovardasızca yapacaklarını yaparım anlaşı siyasi ve sistamatik bir şiddet ve ezme metodu olmuştur.

Eril, egemen zihniyetin tekerine çomak sokan ve o anlayışa hizmet etmemiş, boyun eğdirilmemiş kadına elbette kolay kolay yer verilmeyecekti. Burada kastettiğim erillik- erkek hükümdarlık iktidar düşüncesinin sistemleştirilmiş şeklidir. Kadınlar, insanlığın, medeniyetin, toplumun gelişimi sırasında çoğunlukla nesne konumunda, edilgen sadece doğurganlık annelik özelliğiyle yaşayan varlıklar olarak görüldü. Ne yazık ki, hala evde dur, çocuk büyüt, hizmet et anlayışı yaygındır. Kırılmış değildir.

Tarihler boyunca, kadınların toplumsal cinsiyet rol dağılımı kuşatmasında, sosyal, siyasal, ekonomik, sanat ve edebiyat alanında var olma mücadeleleri oldukça zordu. Eril sisteme benzeşmeden kadın kimliği ile var olmak egemenlerin yazdığı tarihte yer almamak demekti. Bu bakış açısını değiştirmek. Modern toplumlarda da olsa kolay olmadı.

Varolma mücadelesi Kürt kadını için hiç de, kolay olmamıştır. Sorunu daha iyi anlayabilmek için, özellikle; sadece dünü okumak ve bilmek, yani bugünle bağını daha sonradan kuramamak, olay ve olguları dönemi içerisinde ele almak, çoğu insanın içine düştüğü en büyük yanılgıdır. Toplumsal yapımız içinde de, geçmişteki kadın üzerindeki baskı ve yaşanmışlıkları, olumsuzlukları görmemek, gelecekte atılacak adımların önünü sağlıklı bir şekilde açılmasını engelliyecektir.

Kürt kadınında elbeteki tüm ulusu olup devletleri olanlardan farklı olmasını anlatmak algılatmak, hem kendi toplumumuzda kadınlarımızın, hem de diğer birlikte yaşadığımız halk kadınlarına anlatmakta hala zorlanıyoruz.

Ortadoğu özelinde Kürt kadın tarihi kuşkusuz diğer halklarda olduğu gibi, Kürt kadınları da geçmişten bugüne kadar, yaşamın her alanında aktif yer alabilmek için mücadele etti. Halkının özgürlüğeşmesi mücadelesinde tarihten bugüne her zaman erkeklerle birlikte yer aldı. 1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1927-1930 Ağrı ve 1937-38"de Dersim ayaklanmalarında, bugün güney Kürdistan"da peşmerge saflarında yer alıyorlar. Yani Kürt kadınları bugün de savunma alanında, peşmerge, gerilla, ekonomi, sanat aklımıza gelecek her alanda yer almak için büyük bir emek harcamaktadırlar.

Kısaca son yüz yıllık kadın mücadelesi geçmişine baktığımızda. Bu mücadele tarihi, dünya mücadeleler tarihinden ayrı değildir. Nasıl mı? Kısaca ondan da bahsetmek isterim. Bildiğiniz gibi, dünyayı kasup kavuran II. Dünya Savaşı sırasında erkeklerin savaşa katılmasıyla birlikte kadınlar iş gücüne katılmıştı. “We Can Do İt” hareketiyle pek çok kadının iş gücüne katılımı sağlanmıştı. Ancak savaş sona erdiğinde kadınlar ev yaşantılarına dönmek durumunda kaldılar. Bu durum ise kadınları daha yeni kapılar aramaya sürükledi. Ancak iş hayatındaki erkek egemenliği nedeniyle kariyer basamaklarını tırmanamadılar, 1960’ların sonları ve 1970’lerin başlarında Kadın Hareketi başladı. Bu hareket; kadınların o zamanki kadın yaşamının içinde; evrensellik, istihdam, eğitim ve cinsellik talepleri ve kavramları ön plandaydı.

1966’da Betty Friedan ve diğer tanınmış feministler National Woman Organization (Ulusal Kadın Örgütü)’ı kurdular. Ulusal Kadın Örgütü, İkinci dalga feminizm hareketinin liderlerinden Gloria Steinem feministleri; doğum kontrol haplarına erişim, kürtaj, eşit istihdam fırsatı, kadına yönelik şiddetin azaltılması ve daha fazlasını istemek için kadınları teşvik etti.

Yakın geçmişi en büyük kadın hareketlerinden biri ise #MeeTo hareketi. Bir tweetle başlayıp dünyaya yayılan akım oldu. Yüzlerce kadın, erkek çocuk “MeToo yürüyüşü” için biraraya geldi. Ellerindeki dövizlerle cinsel tacize ve tecavüze karşı yürüdüler. Hareket, Almanya’dan İsviçre’ye, Fransa’dan Çin’e, Hindistan’a kadar pek çok ülkeye yayıldı.

Ataerkil kültürel ve toplusal sistemde kadın olmanın tanımını yapma girişimiyle başlayıp, dişil öznelliğin bu sistem dahilinde nasıl dillenebileceğine dair Simone de Beauvoir’ın, 1949’da kaleme aldığı İkinci Cinsiyet , cins eşitliği çalışmalar açısından hâlâ büyük öneme sahip fikrin en “ilgi göreni” olan "kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü, 1970’lerde

geliştirilecek olan cins eşitliği çalışmaların anahtar kavramı “toplumsal cinsiyet”in kavramı daha çok konuşulmasına yol açtı.

1980’ler aynı zamanda feminist akımın yaygınlaştığı kabul görmeye başladığı dönemdir. özellikle 1980’ler sonrasında başlayan “kimlik” ve “farklılaşma” Kadınların toprak üstüne çıktığı dönemlerdir tüm dünyada.

1990’larda kadın çalışmalarında bir patlamanın yaşandığı görülürken, 1980 askeri

darbesi sonrasında her tür çalışmanın örgütlenmenin bastırıldığı bir alanda Kürt kadınları derneklerde yürütükleri çalışmaların kıymeti burda saymakla bitmez.

Kadın sorunu, modernleşmeyle çağdaş devlet anlayışıyla birlikte, yalnızca ataerkil yapı ele alınarak incelenebilecek bir tarzın dışına çıkmıştır. Bu sorun aynı zamanda toplumsal cinsiyet görüngüsüyle birlikte farklı bir boyuta taşınmıştır.

Modern devletin gelişim süreci boyunca toplumsal cinsiyet kadının konumunu bir kademe daha aşağı itmiştir ve bunu yaparken şiddet aracını çokça kullanmıştır. Kullanılan bu şiddet yalnızca fiziksel olmamış, zamanla psikolojik şiddet olarak da yönelim göstermiştir.

Kadın sorunun, yalnızca toplumsal cinsiyetle açıklanmaması sebebiyle, ataerkil yapının
çözülmesi için de ayrı bir anlayışın düşüncenin gelişmesine imkan yaratmak ve mücadele etmek gerekir.

Kadın, kadın sorunları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık, toplumsal eşitlik ... Toplumda cinsiyet rollerinin de toplumdan topluma, devletten devlete farklılık gösterilmesi de bundandır. Ancak şunu net olarak görüyorum ve özellikle belirtmek isterim ki, Kürt kadın mücadelesi demokratik ve sosyalist karekterlidir. Elbetteki, Kürt toplumun da dini ve farklı siyasal anlayışı benimsediği için, bu sosyalist karekterlidir, dememe itirazları şimdiden duyar gibiyim. Ama bu ayrı ve genişçe üzerinde tartışılacak başka bir konudur.

Kürt kadın mücadelesini bugüne taşıyan en önemli kadın mücadelesi anlayışının, büyük ölçüde Kürt sosyalist anlayışından beslenmiş ve içinde yetişmiştir bu benim şahşi düşüncemdir.

Kürt kadın mücadelesi aynı zamanda sürekli gelişen dönüşen bir yapısı vardır.

1980 sonrası, DHKD hareket içerisinde Kürt kadınlar etnik bir bilinç ve politik bir karakter kazanmışlardır.

Legal alanda kurulmasında önemli bir katkısı olan, sosyalist düşüncesinin ve büyük bir uyanışa kitleleşmeye yol açan, özellikle 1991’de kurulan ilk parti HEP, kadınların siyasete girmesinde önemli bir rol oynadı.

Legal alanda çalışma ve Kürt ulusal bilincinin gelişmesinde Deng dergilerini, Azadî gazetesini okuyanlardan çok defa duydum. Aynı siyasi parti içinde olmayanlardan çok defa duymuşumdur. Yayınlarıyla “Özgürlük Yolu” düşüncesinin, Kürt kadının gelişimine katkı yaptığını düşünüyorum.

HEP;DEP,DDP;DBP; HAK-PAR, HADEP...Kadınları da deyim yerindeyse legal alanda daha da polize oldular, onlarla beraber ve onlarnı da kendisini kamusal alanda ifade etmeye başladığı legal bir alanla başlamış olsa da, kadınların politeze olması, sırf partiyle değil, sendikalarda, derneklerde ve erkek yoldaşlarıyla her saha da görev alan kadınlar olmuşlardır. Demem o ki, Kürt kadını bu süreçte daha da politize oldular. Kendi edindikleri önceki birikimlerini, sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde, iş alanında toplumsal alanlarda kullanması hızlandı.

Tüm bu birikimler sonucu; Kürt Kadın mücadelesinin gelişiminde politik olaraka sosyalist feminist bir anlayışın var olduğunu söyleyebilirim.

Kadınlar, yurtdışında,1969 /80 yllıarı sonrasında, DHKD ile başlayan mücaadelesi, yurtdışında KOMKAR, PSK ve kendi bağımsız derneklerini kurumlarını oluşturuncaya kadar mücadelesini sürdürdü. Sürdürmeye de devam ediyorlar.

1990’lara gelince; 90’ların başından itibaren, Kürt feminist kadınlar genel olarak feminist hareket içinden ayrılmaya başlıyorlar. Ayrılmalarının nedeni ise 8 Mart ve benzeri etkinliklerde kendi dillerinde dövizler, pankartlar taşımak istemeleri.

Türk kadınlarıyla ilgili sorun onların bizi, evrensel kadın kimliği adına kendileri içinde eritme, yok sayma, görmezlikten gelme politikalarıydı. Biz kadındık, cinsimizin tüm ezilmişliğini yaşıyorduk ama Kürt kimliğimizle vardık. Tüm Bunlar, Türk kadınlarıyla ortak hareket ettiğimiz platformlarda kendimizi ifade etmemizi engelliyordu.

1996 Kürt kadınları için bir Rönesans dönemidir. Rönesans, çünkü 1996’da kadınla ilgili Kürt cephesinde çok sayıda kadın dernek ve kurumları ortaya çıktığı dönemdir. Jiyan Kadın Kültür Evi oluşturuldu. Kürt Kadın Vakfı, Kadın Kültür Merkezi, Cumartesi Anneleri, Barış Anaları, gibi oluşumlar ortaya çıktı.

Sonuçta kadınlar bu kurumları oluşturarak daha da politikleşiyor, kendi ve ulus diğer var olan sorunlarını daha rahat detaylı ifade edebiliyorlardı. Sivil toplum örgütlerinin içinde aynı zamanda politik kimliklerile var oluyorlardı. Buradaki kadınların hepsi eğitimli, kültürlü kadınlar da değil hatta ileri yaşlarda daha okuma yazması bile olamayan kadınların zaman geçtikçe kendilerini daha da geliştirdiklerini yaşama daha etkin katılmalarına özgürce kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar ve sosyal siyasal ekonomik alanlarda adım atmalarına ön ayak olduğunu söyleyebilirim. Kendi sorunlarıyla ilgili seminerler, bilgi alışverişleri, Kürt kadınına yapılana daha örgütlü ses yükseltmeler ve tabiki medyanın yazım alanının gelişmesi, seslerinin daha da duyurulmasını ve kendilerinin güçlenmesine yol açtı.

O kadınların çoğu; bunlara tanıklığım. Şimdi iş kadını, yazar, çizer, avukat, öğretmen, kısacası hukkuk alanında, sanat kültür alanında kadının gelişimini az da olsa nefes alışlarına yol açtı.

Kuşkusuz her örgütlenme bir gereksinimden doğar, bunlardan biri de, 1960 yıllardan itibaren politik sığınmacı olarak yaşamlarını F. Almanya"da sürdüren Kürt kadınları kendilerine özgü sorunlarını ele alıp çözüm getirmek için, zaman zaman kesintilere uğrasa da örgütlerini kurmak için çabalarını sürüdürdüler.

1979 yılında başlayarak bugüne kadar Kürt kadınları değşik isimler altında bir dizi çalışma gerçekleştirdiler ve Kürt Kadınlar Birliği KOMJİN"ın kurulması yönünde büyük çaba gösterdiler. Bu uzun soluklu çaba ve uğraşlar sonucu,1986 yılında Almanya"nın Köln şehrinde bir araya gelen kimi Kürt kadınları Komjin Hazırlık Komitesini oluşturdular. Bu kadınların o dönemlerde yaptığı en önemli çalışmalardan biri, “1987 yılında Leyla kasım ve diğer şehit kadınları anma gecesi”, yine kasım, 1988 de ise, Türkiye kürdistanına sığınan mültecilerle dayanışma gecesi” yaptılar.

Yapılan bu çalışmaların nitelik ve nicelik olarak kabul görülmesi kürt kadınlarının mayıs 1989 da yıllardır kurmayı hedefledikleri Kürdistanlı Kadınlar Birliği KOMJİN doğdu.

1996 senesinde ilk defa Kürt Kadın Dergisi olarak Roza Dergisi çıktı. . Roza’dan sonra “Jujin” isimli bir dergi çıkarıldı. Ardından; Jin û Jîyan, Jiyan, Kadın ve Yaşam, Yaşamda Özgür Kadın,



Kısaca kadınlar bu dergilerde, kendileriyle ilgili sorunlarını dillendirdikleri kendilerine ait bir alandı.

GAP Bölgesinde 1995 yılında, Çok Amaçlı Toplum Merkezleri(ÇATOM) kadınlara ve kızlara yönelik faaliyetlere başladı. Bölgedeki illerin hemen hemen hepsinde, bu merkezler Kürt kadınlarına yönelik okuma yazma eğitimi veriyor, dikiş, nakış, el sanatları ve gelir getirici meslekleri öğretiyorlar. Kürt feministler bunlara çok şiddetle karşı çıkıyor çünkü ÇATOM’ları bir nevi Sivil Toplumları asimile edici bir araç olarak görüyorlardı.

Ve artık 1999, siyasi partilerde kadın kolları komisyonlar kollara dönüşüyor. Siyasi partilerin kol örgütü kurmaları önündeki yasağın kaldırılmasıyla, kadın komisyonları, kollara dönüştürülüyor. Komisyonlar, parti örgütlerine bağlı birimler olarak tanımlanıyordu, kolların örgütlere direk bağlı değil, fakat onlarla eşgüdüm halinde çalışacağı ilkesi benimseniyordu. Bunun pratikte ne kadar hayat bulduğu da zaman gösterdi.

Yine büyük bir bölümünü kürtlerin oluşturduğu; kendini Türkiye partisi olarak tanımlayan; parti 2002’de ilk kez kadın kotası uygulandı. 2005’te Demokratik Toplum Partisi (DTP) ile yüzde 40 cinsiyet kotası yeni bir anlam ifade ediyordu. Böylece, DTP Türkiye’de ilk defa eşbaşkanlık sistemini uygulayan siyasi parti oldu.

Jiyan Dergisi yurt dışındaki Kürt kadın örgütü KOMJIN tarafından yılarca çıkarılan, Federal Almanya´da ve üç ayda bir çıkarılan bir dergi. Hem yazılar yazıyor hem de redeksiyon bölümünde yer aldım.

Jiyan dergisinin, yazıların birçoğu kadın yaşamıyla ilgili konuları içeriyordu. Kadınlara yönelik baskı ve eşitsizlik ile kadınların yüz yüze olduğu öteki sorunlar ele alınıyordu.

Jiyan‘da bunun dışında da değişik toplumsal konuları ele alan, zengin içeriğe sabip bir dergiydi.

Hem kadın sorunuyla, hem de başka sorunlarla ilgili görüşlerini, en azından kendilerine yakın buldukları dergi ve gazetelere, kültür evlerinde, internet sitelerine yazmaları gelişmine yol açtı birçok kadının. Bunlardan biri de benim. Sanatçılar ressamlar çıktı.

PSK Bulten, Dengê Komkar, DBP Bülteni...Azadî, Dengê Azadî, Ronahî, Hêvî, Dema Nû tüm bu yayınlarda Jiyan ve Jin û Jîyan dergileri benim gelişimimde önemli katkıları olmuştur. Hem kürt halkının aydınlanmasında hem de kürt kadınlarının gelişme ve kendilerini ifade edebilecekleri bir yazım alanı olduğu için oldukça önemli bir değer taşıyordu.

Komjin"in yaptığı bir kaç önemli işi sizlerle paylaşıp sunumumun sonuna geleceğim; . Örneğin;...

Şimdi teknoloji çağında, birçok kadın, birey sosyal medyayı kullanabiliyor. Bugün artık iş kadınlarınız, yazar çizerlerimiz, ressam, edebiyat ve sanat kültür alanında gelişen Kürt genç kadınların da olması, tüm bu kadın mücadalesinin etkisinin olduğunu söylemek gerekir.

Emeği geçen tüm emektar, evde misafir ağırlayanlardan, mutfakta çalışanla emeği görülmeyen, partilerde alanlarda çalışan, dernek, sivil toplum örgütlerinde, ülkede mücadele yürüten, bu gün diyasporada yaşayan ve yine kendi topraklarından sürülüp hem ulus, cinsiyet eşitsizliği mücadelesini de birlikte yürüten tüm yürekli ve özverili ablalarımı, kız kardeşlerimi bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.

Bundan sonra birlikte hareket etmemiz halinde daha da güçlü Kürt kadın mücadelesinin oluşacağına ve etkisinin hem sosyal, siyasal ve toplumsal katmanlarında kendini bu gücün hisettireceğine inancım tamdır, deyip konuşmamı burada sonlandırıyorum. Sormak istediğiniz. Veya açmak istediğiniz eksik bıraktığım konular hakkında da hep birlikte görüş alışverişinde bulunabiliriz. Beni sabırla dinlediğniz için de teşekür ediyorum.

09 Nisan 2021
Print