2022-05-23
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
DİYARBAKIR 9. KONGREDEİ TAM KONUŞMA METNİ
2021-12-16 21:52
Latif Epözdemir
Kürt halkı, uygarlığın beşiği olan, hatta insanlığın doğduğu coğrafya sayılan Mezopotamya’nın en eski milletidir. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşam sürmektedir.ancak ülkesi kendi rızası dışında bölüşülmüş ve Kürtler kendi coğrafyalarında birbirlerine komşu olmak durumuna düşürülmüştür. Kürt ulusu yüz yılı aşkındır özgür ve demokratik bir yaşam için mücadele vermektedir. Kürtler bugüne dek özgürlük için çok ağır bedeller ödedi.

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte tekçi yani Türkçü bir anlayışı benimseyen kurucu ana unsur, Türk ulusunu inşa uğruna, türkiyedeki tüm renkleri soldurmaya, farklılıkları farksızlaştırmaya, çoğulcu kültürel yapıyı tekleştirmeye başladı.kürtler bu anlayışı kabullenemediler. Kürtleri tehdit olarak algılayan rejim, Kürtleri engellemek için korkunç yaptırımlara yöneldi.ret, inkar, asimilasyon, entegrasyon ve katliam ,rejimin temel politikası haline geldi.kürtlerin varlığı yok sayıldı, bu nedenle sorun bir “iç güvenlik” sorunu olarak ele alındı.

Cumhuriyetin kurucusu olan cumhuriyet halk partisinin 30 yıllık tek parti iktidarı Kürtleri engellemek ve Kürt varlığını yok etmek için ne kadar zorbalık ve hukuksuzluk varsa yaptı. Bu nedenle cumhuriyet halk partisi geçmişi ile yüzleşmeli,kürtlerin itibarını iade etmelidir.

Buradan sayın Kılıçdaroğluna sesleniyorum:Eğer helalleşmek istiyorsanız, söylemleriniz slogan düzeyinde kalmamalı, adım atmalısınız. Mesela gizli arşivlerin açılması için önerge verin, hala genel kurmay arşivlerinde saklı tutulan onbinlerce Kürt ezgisinin azad olması için çaba harcayın, Kürtçe şarkıların” türküleşmesine” dur deyin. Dersimin etek altı kızlarının kimliklerini ve hayat serüvenini açığa çıkarın. Kürtlerin efsanevi ataları olan Şeyh Said Seyid, Rıza ve Saidê Kurdinin mezar yerlerinin ortaya çıkarılarak ailelerine gösterilmesini teahüt edin. Faili meşhul kalmış olayların açığa çıkarılması için hukukçularınızdan bir komisyon oluşturun, gerçekler ortaya çıksın. Failler tanınsın, toplum aydınlansın.kürt yerleşim yerlerinin kürtçe adlarını ysaklayan kanun hükmündeki kararnamenin geri alınması için baskı oluşturun. Bu adımları atın ki Kürtler size güvensin, sözlerinize itibar etsin.

Ne yazık ki, günümüze dek ağır baskı ve sindirmelere uğramış olan Kürtler 1920’ler sonundan 1960’ların başına kadarki süreçte yaşadıkları, katliam, tedip, tenkil ve zorbalıklar karşısında, yalnız bırakıldı. Dünyanın her iki paylaşım savaşı sonrasında onlarca millet kendi devletine kavuştuğu halde, Kürtlere karşı oluşan “Kürt karşıtı dünya düzeni” ninin eli ile Kürtlerin ülkesi rızası dışında bölündü ve Türkiye, Irak, Suriye gibi yeni kurulmuş ülkeler arasında pay edildi. Bu paylaşım hala da devam etmektedir. Buna karşın başta birleşmiş milletler olmak üzere, uluslararası toplum tüm bu olup bitenler karşısında sessiz ve duyarsız kalmayı tercih etti. Ulusların hak eşitliğini gözetme görevi ile tesis edilmiş olan birleşmiş milletler örgütü, ne yazık ki, güvenlik konseyinin daimi temsilcilerinin vesayetine girdi.

Keza Kürtler Türkçü zihniyetin ağır tehditleri karşısında kültürel ve etnik bir soykırım ile karşı karşıya oldukları bir dönemde, sosyalist sistem de kürtleri yalnız bıraktı. Sovyetler birliği ile Türkiye arasında 17 aralık 1925’te bir antlaşma imzalandı. Bu sayede sovyet sistemi de kürtleri yalnız bıraktı.

Türkiyede Kürtlerin dağa ve silaha yönelmesini tasvip ve teşvik etmiş olan rejim Kürt sorununu terör sorunu olarak algıladı. Kürt ulusunu da eşkiya terörist, arlanmaz, uslanmaz ve asi olarak göstermek için ne gerekiyorsa yaptı. Kuşkusuz ki Kürtler de silahlı mücadeleden umduğunu bulamadı. Bu nedenle tek partili dönemin sömürgeci uygulamalarından Kürtler gereken dersleri çıkardı. Aynı zamanda Kürt ulusal hareketinde bir merkez kaymasının gerekliliği ortaya çıktı. Yani, yeni süreç itibarı ile görüldü ki silahlı mücadele, artık Kürt milletine yeni bir ufuk açmıyor, tersine daha çok zarar ettiriyor.

Bugün artık Kürtlerin kolektif kimlik ve temel haklarının geri kazanılması talepleri silahlı mücadeleyi aşmıştır. Bu nedenle devlet bu durumdan bir hayli tedirgindir. Kürtlerin silahlı mücadeleye bakış açılarının değişmiş olması Kürt siyasetinde ve Kürt ulusal hareketinde yeni ufuklar açmış, Kürt ulusal hareketi sivil ve meşru alanlarda kimlik mücadelesi vermeyi benimsemiştir.

Hal böyle iken 1983’te silahlı mücadelenin yeniden Kürtlerin özgürlük için tek yolu olarak lanse edilmesi manidardır. Kürt ulusal hareketinin demokratik rayından saptırılarak terörize olmasına hizmet etmiş olan bu mücadele anlayışı Kürtlere çok pahalıya mal oldu. Oysaki demokratik diyalog yolları zorlanmalıydı ve sivil itaatsizlik de dahil olmak üzere meşru tüm olanaklar denenmeliydi. Bu olanak vardı. Ama fırsat verilmedi. Demokrasi mücadelesine şans ve olanak tanınmadı.

Kuşkusuz ki demokrasi mücadelesi Kürtleri de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle biz başından beri demokrasi mücadelesini destekledik, arka çıktık ve savunduk. Demokrasi mücadelesinin mutlaka temel insan haklarını savunan bir mücadele olması gereğine işaret ettik. Bu mücadelenin Kürtlerin temel hak ve hürriyetlerinden ayrı düşünülemeyeceğini savunduk. Âmâ ne yazık ki Kürtler bu mücadelenin öznesi yapılamadı. Rejim Kürtlerin hak eşitliğine dayalı özgürlük taleplerine karşı katı davrandı. Bu nedenle demokrasi mücadelesi de kadük kaldı. Oysaki Kürt sorunu çözülürse Türkiye de demokratikleşecekti. Bu her iki ulusun da yararına olacaktı. Ama rejim çözüme yanaşmayarak aslında Kürtlerin yanı sıra Türklere de kötülük yaptı.

Kuşkusuz ki her ulus gibi Kürtlerin de, geçmiş ile ilişkisi hala devam etmektedir. Kürtlerin de her millet gibi bir ulusal belleği ve hafızası vardır. Kürtlerin Türkiye’deki yakın tarihi sürekli bir yerinden edilme tarihidir. Kürtlerin kendi coğrafyalarından göçe zorlanması, yerinden edilmesi, mülteci durumuna düşürülmesi Türkçü sistemin bir tercihidir.

Pêçar tenkil harekâtı, Zilan katliamı ve dersim tedip ve tenkil hareketi, Halepçe katliamı, Özalp 33 kurşun, Yeşilyurt dışkı yedirme olayı, Balveren katliamı,Roboski ve buna benzer onlarca daramatik olay hayat durdukça kürtlerin milli hafızasından silinemeyecektir. Ama geçmişin en utanç verici olayı Kürtlerin dilinin yasaklanması olayıdır.

1925 şark ıslahat planı kararnamesi ve bu kararname çerçevesinde çıkarılan “tevhidi tedrisat kanunu”ile Kürtlerin ana dilinde eğitim yapma hakkı elinden alındı. Keza,yine aynı yıllarda, “vatandaş türkçe konuş” ve “türkçe konuş, çok konuş” kampanyası ve 1983 tarihli 2932 sayılı kanun faşizan ve kolonyal kanunlardır. Bu yasalar Kürt dilinin eğitim ve ticaret dili olmasını yasakladı. Bugün yapılması gereken Türk devletinin, en azından 1973 tarih ve 1739 sayılı milli eğitim temel kanunu’nda yer alan ‘eğitimde fırsat ve olanak eşitliği’ ilkesi ışığında hak eşitliği çerçevesindeki edimlerini yerine getirmesidir.

Kuşkusuz ki,biz Kürtler yapılmış kimi reformlara da sırtımızı dönmedik. Olumlu bulduk. Zira 2012 yılında Kürt diline devlet okullarında, üniversite ve basında alan açılmış olmasını destekledik. Keza TRT kanalında 24 saat Kürtçe yayın yapılmasını olumlu, arka çıktık, yaşatılması için yardımcı olduk. Görüldü ki açılmış olan o alanda bu güne dek, bir daralma olmadı. Tersine Kürtler bu alanla dikkatle ilgilenmiş,itibar etmiş, korumaya ve güçlendirilmeye çalışmıştır.biz bu girişimleri uygun gördük,ve başlangıç için iyi bir adım olarak değerlendirdik. Ne yazık ki bu iyileştirmelerin arkası gelmedi. Oysa ki,geçmişte yok edilmek istenen Kürtçe anadilimiz ve sevdamızdır.

Gelinen noktada bu gün artık eşitlik ve özgürlüklerin alanı diller ve kolektif haklar alanıdır.Türkiyede Kürt dili, Türk dili ile tam bir hakeşitliğine kavuşturulmalı ve özgürleşmelidir.Kürtçe resmi dil olmalı ve eğitim dili olmalıdır. Ağır asimilasyon karşısında yok olma tehditi altındaki Kürt dilinin yeniden Kürdistanda yaygın kamusal ve eğitim dili olması için Kürtçe eğitim ve öğretim zorunlu hale getirilmelidir. Zaza lehçesi zorunlu ve gerekli olarak Kurmancinin yanında eşitlik temelinde eğitim dili haline getirilmelidir.

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti başlangıçta kendisini ulus-devlet olarak kurgulamış tekçiliği yani Türkçülüğü esas almıştır. Türk ve Sünni olmayanlara dair eşitlik fikrini yabana atmıştır. Bu nedenle Türkiye eğer geçmişiyle yüzleşecekse bu ancak üniter yapısından kaynaklanan “tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek din” anlayışına dayalı imtiyazları terk etmeli Türk ve Sünni kimlikleri makbul saymaktan vaz geçmelidir. Türk siyaset kurumu yıllarca hiçbir alanda verimli olamamış olan bu tekçi zihniyetten vaz geçmelidir.

Türkiye’de geçmişle hesaplaşma olacaksa geçmişteki sayfaları açarak gerçeklerle yüzleşmelidir. Ermeni tehciri, Koçgirî hareketi, Zîlan, Dersim, 6–7 Eylül Rum kıyımı, Alevileri kırmaya yönelik Sivas, Maraş ve Çorum olayları araştırılmalı ve bu olayların gerçek yüzü konusunda toplum aydınlatılmalıdır.

Özcesi gerekli ve zorunlu olan Türk siyaset kurumu geçmişi ile yüzleşmeli ve sebebiyet verdiği tüm olayların mağdurları ile helalleşmelidir. Bu olaylar neticesinde mağdur olmuş kişiler ve toplumsal kesimlerle helalleşmelidir. Ancak öncelikli olan Türk devletinin her şeyden önce kendi sistemi ile yüzleşmesidir.

Günkü iktidar sessiz sedasız oluşturduğu bir komisyon raporuna dayanarak 27 mayısta mağdur olan yüzlerce kişiye tazminat ödenmesine karar verdi.Zekeriya Birkan başkanlığında bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyon 27 mayıs 1960 askeri darbe mağdurlarının zararlarının tazmini amacıyla kuruldu. Komisyona bir çok kişi baş vurdu., toplam 3052 başvurudan 1457 kişi için manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Benzer bir komisyon Roboski, Dersim, Zilan 6-7 eylül mağdurları, varlık vergisi mağdurları, Sivas Maraş ve Çorum mağdurlar için de kurulabilinir.Bu durum emsal teşkil etmelidir.

Bugün eğer CHP helalleşmek istiyorsa adımlar atmalıdır. Yok eğer “ey Kürtler bana oy verin ben iktidar olayım sonra sizinle helalleşirim” diyorsanız bunun güvencelerini de sunmalısınız. Aksi halde Kürtlerin size destek vermesinin ne gerekçesi olabilir.

Örneğin yüzleşme ve helalleşme için çoğu tek parti iktidarı döneminde uygulamaya konulmuş olan kanunların sebebiyet verdiği tüm mağduriyetler kabul edilmelidir. Varlık vergisi kanunu, milli koruma kanunu, vatana ihanet kanunu , istiklal mahkemeleri kanunu, Tunceli kanunu, umum müfetişlik kanuu,takriri sukün kanunu,kılık kiyafet kanunu, bayrak kanunu, türk harfleri kanunu, soyadı kanunu, Atatürk’ü koruma kanunu, Türk soyunu koruma kanunu,tevhidi tedrisat kanunu,il idare kanunu,şark islahat kanunu, mecburi iskan kanunu, iktisadi müesseselerde mecburi Türkçe kullanılması hakkında kanunu, “milli emlak kanunu tek parti iktidarlarının çıkardığı kanunlardır. Bu kanunların tümü tekçiliği ve Türkçülüğü egemen ideoloji yapmak için çıkarılmış kanunlardır. Türk olmayanların kimliklerinin ve aidiyetlerinin yok edilmesini bu etnik yapıların Türkleştirilmesini amaçlamıştır.

Ve devamında Özalp katliamı “33 kurşun” olayı, Roboski ve diğerleri…Olağanüstü hal bölge valiliği ihdası hakkında kanun hükmünde kararnameler ve diğerleri,

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bugün hala geçmişte yaşananları var eden yapısal temeller varlığını korumaktadır. Bu anlayış durdukça geçmişin işlenmesi ve geçmişle yüzleşme pek de kolay olmayacak, belki de hiç mümkün olamayacaktır.

Suç karnesi oldukça kabarık olan bir ülkede geçmişe dair esaslı bir hesaplaşma ve yüzleşme için süreci tekil olaylarla sınırlandırmadan bütüncül bir hesaplaşma çerçevesinde ele almak gerektiğini söylüyoruz.

Dte yandan Kürtler yüzyıldır bir statü bekliyor. Ülkesi rızası dışında bölüşülmüş olan bu soylu ve mazlum millet, bundan böyle bu parçalanmışlığa razı gelmemelidir. Kürtler ülkelerinin parçalı durumuna itiraz etmelidir. Kürtler bulundukları her kara parçasında uluslararası toplumun yakasına yapışmalı ve kolektif ulusal haklarını geri istemelidir. Kürtlerin meşru hakları demokratik yollarla elde edilebilir. Kürtler adına ölmeye ve öldürmeye, şiddet ve gerilim sarmalında kürt milletini boğmaya kimsenin hakkı yok. Şiddetin her türünü reddediyoruz. Şiddet politikalarını vazgeçilmez gören anlayışları uyarıyoruz. Daha fazla sömürgecilere alan açmayın. Kürt enerjisini karanlık dehlizlerde heder etmeyin. Kürt gençlerini sarf malzemesi yaparak küresel güçlerin emellerine kurban etmeyin. Kürtlerin meşru kazanımlarını, elde etmiş olduğu imtiyaz ve statüleri yok edecek, zayıflatacak davranışlardan vaz geçin. Kürt karşıtı nizamın emir eri olmayın. Kürt ulusal çıkarlarına hizmet etmeyecek her türlü ilişkiden kaçının. Güney Kürdistandaki özgürlük ve egemenlik alanının genişlemesini engellemekten vaz geçin.

Önemle belirtmek isteriz ki Kürt karşıtı bölgesel nizamın Kürtleri kuşatan yayılmacı ve işgalci tutumları asla kürtleri engellemeye yetmeyecektir. Suriye ve Iraktaki Kürt özerk bölgelerindeki militarist yayılmacılık sonuç vermeyecektir. Kürtler gerek güneyde gerekse de Rojavadan kendi geleceklerini kendi iradeleri ile belirleyecek ve tüm yabancı ve istilacı güçleri sınır dışı edecektir.Uluslararsı toplumun Kürtlerin meşru demokratik haklarına kavuşması için duyarlı olması gerekmektedir.

Kuşkusuz ki Kürtler arası barış ve diyalog da, özgürlüğe giden yolda çok önemlidir. Kürt siyasetinin kurumlaşmasını önemsiyoruz. Kürt siyasetinde çoğulculuk ve çok sesliliği önemli ve gerekli görüyoruz. Farklılıklarımızı halkımız adına bir zenginlik olarak görmeliyiz.

Bu nedenle içerde de yapılması gerekenler var. Bunların başında ulusal güçlerin birliği gelmektedir. Güneyde KDP ve YNK elde edilmiş statüyü ve beraberindeki ulusal kazanımları ahenk içinde korumalı ve geri adım atmamalıdır. PKK Şengal ve güney Kürdistan hükümetinin egemenlik alanındaki bölgelerde silahlı eylemlerden vaz geçmeli, bölge hükümetinin yasalarına riayet etmelidir.

Rojavada pyd diğer Kürt güçlerine de alan açmalı ve onlarla bir ulusal güç birliği içinde olmalıdır. Duhok mutabakatına bağlı kalınmalıdır.Rojavada Kürt ulusal değerlerine karşı duyarlı ve saygılı olunmalı, Kürtlerin ulusal çıkarlarına aykırı olan hiç bir davranış içinde olmamalıdır.PYD ve arka bahçesi ulusal bir çizgiye dönmeli ve demokratik ve ulusal kazanımları diğer yurtsever güçlerle ortaklaştırmalıdır.

Bugün Türkiye’de Kürtlerin en önemli sorunlarından biri kaybedilmiş ulusal aidiyetin geri kazanılmasıdır.-yıllardır devlet Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak algıladı. Kürtleri tehdit algısı olarak gördü. Devletin sürdürdüğü askeri ve güvenlikçi politikalar Kürtlere ağır bedeller ödetirdi. Gerek devletin bu acımasız politikaları ve gerekse son çeyrek yüzyılda eşgüdümlü olarak ülkede süren silahlı mücadele Kürtlerin aidiyetlerinden uzaklaşmasına zemin hazırladı. Kürtler göç etmek zorunda kaldı, mülteci konumuna düştü. Bu önemli bir milli sorundur ve Kürt siyaseti bu soruna eğilmeli, bozulan Kürt aidiyetini geri kazanmak için projeler üretmeli ve bu projeler etrafında ortaklaşmalı ve çoğalmalıdır.

Türkiye’de Kürtlerin bir diğer ulusal ödevi demokratik ve meşru zemindeki mücadeleden ayrılmadan barışçıl mücadele yolunda kalmak olmalıdır. Kürtler legal demokratik zeminden daha çok istifade etmeli, Kürt siyaseti Kürt milletinin seçimlerdeki oy tercih yönünü milli adreslere çevirmelidir. Kürtler kendilerine hiçbir statü tanımayan kutuplardan ve partilerden herhangi birini tercih etmek durumundan kurtarılmalı, Kürt seçmenine oyunu doğru kullanabileceği bir zemin ve adres oluşturulmalı ve bunun için Kürtler adına seçime girme yeterliliği elde etmiş bir “milli ve demokratik parti” projesinde ortaklaşmalıyız. Esasen hak-par böyle bir proje olarak doğdu. Hak-Parın mevcut durumu da gösteriyor ki bu milli adres Hak-Par olabilir. Bu nedenle biz Kürt siyasetçiler bu konuları konuşup görüşmeliyiz. Yukarıda saydığımız ve yakın dönemde yapılması en çok gerekli olan bu iki konuda birlikte davranabilme kabiliyeti geliştirmelidir. Kürt örgütleri arasında oluşmuş olan psikolojik bariyerler aşılmalı, bir çok konuda toplumun beklentilerine kavuşması için yol açılmalıdır.

Kürt siyaseti kurumlaşmalıdır. Kürt siyasetinde çoğulculuk desteklenmelidir, Kürt siyaseti çoğalmalı, farklılıklarını zenginlik olarak görmelidir.

Ne yazık ki bugün kürt siyaset aklı ciddi bir işgal girişimi ile karşı karşıyadır.Dahada önemlisi Kürt karşıtı ırkçı rejim Kürt ulusal hareketinin gerçek özü ile gelişip serpilmesini istememektedir.

Kürt siyaset kurumu ulusal kanamaları uluslararası hukuk normları çerçevesinde dava etmeli, bu konularda ortak bir akıl ve ortak bir bilinç ile bir arada olmak için ısrarcı olmalı, farklılıklara hoşgörü ile bakabilmelidir.

Son yıllarda Kürtler sivil toplum kuruluşlarının kendi alanlarına ilişkin çalışmalarını memnuniyetle karşılamaktadır.biz hak-par olarak sivil alanın her kategorisinde verilen mücadeleleri destekledik. Oralardaki çalışmaları kendimize tabi kılmayı doğru görmedik. Sivil toplum örgütleri kendi konuları ve alanları itibarı ile özgür olmalı ve yaptıkları çalışmaları raporlayarak topluma sunmalıdır. Siyaset ise bu raporlardan politik malzeme temin etmeli

Bu nedenle biz hak-par olarak sivil toplum örgütlerinin Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine dair gösterdikleri çabaları anlamlı buluyoruz. Diyarbakır barosunun Kürtlere sahip çıkma reflekslerini çok değerli buluyoruz.

Kürt meselesinin çözümünde meclisi adres gösteren aktörler var. Bir bakıma haklıdırlar. Lakin Kürtlere yıllarca hayatı zehreden tüm uygulamalar, Kürtlere reva görülen tüm baskılar geçmişten beri Türk meclisinde yapılan kanunlara dayandırıldı. Meclis isterse tüm bu kanun ve kararnameleri yok hükmünde sayabilir.

Özgürlük, eşitlik, ekonomik kaynakların paylaşımı ve demokrasi konularında daha çok ortaklaşmalıyız. Ortak yaşam alanlarında, temel hak ve özgürlükler alanında tam bir hak eşitliği sağlanamazsa ortak bir gelecek fikri hayat bulmaz. Eşitlik, adelet, özgürlük ve ekonomik kaynakların hak eşitliği çerçevesinde dağılımı ve paylaşılması ortak gelecek bakımından gerekli ve önemlidir. Müşterekleri çoğaltmanın yolu daha çok özgürlük ve daha yaygın eşitlikten geçer. Aksi halde bir arada yaşama talebi güçleşebilir. Türk siyaset kurumu bu konuyu tartışmalı ve bir karar vermelidir. Ya Kürtlere tüm kolektif haklarını iade edecek, Kürtlerin kendi geleceklerini tayin etmesine olanak verecek; ya da Kürtlere vatandaşım diyemeyecek. Çünkü yeni yüzyılda hiçbir şey eskisi gibi olamayacak.

Bir diğer sorun da şudur; ne yazık ki, bugün Türk egemenlik sistemi Kürtlerin TBMM’sinde nispetleri oranında temsil edilmesine olanak vermemektedir. Bu büyük bir hukuksuzluktur. Bunun giderilmesi gerekir. Bunun için öncelikle şu adımlar atılmalıdır.

Nispi temsili esas alan bir seçim sistemi hayata geçirilmelidir

Bugün TBMM 150 ye yakın Kürt asıllı vekil vardır ancak hiç birisi Kürt ulusal haklarını temsil kabiliyetine sahip değildir

1-SPY değişmeli Kürtler kendi milli partileri ile mecliste temsil edilmelidir

2- Seçim kanunu değişmeli, çoğulculuğu esas alan yeni bir yasal düzenlemeye gidilmelidir.

3-Seçim barajı kaldırılmalı, seçime girme hakkı elde etmiş tüm partiler mecliste temsil edilmelidir

4-Seçime girme koşulu olan 41 il kuralı 20 ile indirgenmelidir

5- SPY tadil edilerek Siyasi Partiler arasında hak eşitliği sağlanmalı seçime girme hakkı olan tüm partilere seçim zamanında eşit miktarda hazine yardımı yapılmalı, daha sonra alınan oy ölçüsünde ek ödeme yapılmalıdır.

Sonuç olarak Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü bir kuşak daha öteleyerek torunlara havale etmek daha çok acı demek olur. Türkleri ikna ve razı edecek; Kürtleri de memnun ve tatmin edecek bir ortak akılda buluşabiliriz. Bu hem Türkler hem de Kürtler için en makul ve en yararlı yöntem olur.

Her şeyden önce Kürt sorununun çözümü için niyetli ve istekli olmak gerekir. Kürtler kendilerinin temel haklarına kavuşması konusunda samimi adımlar atan her kese dostluk elini uzatmaya hazırdır. Geçmişteki üzücü olayları bir daha hiç kaşımadan arşivlere kaldırmaya; özgürlük adalet ve hak eşitliği temeline dayalı ortak bir gelecek kurmak için hala bir şans varsa Türk siyaset kurumu bu şansı denemeli ve adım atmalıdır.

Tekrar etmekte fayda var. Bugün Kürtlerin pay edilmiş olduğu ülkelerdeki halklar ile bir sorunu yok ama Kürtlerin o milletlerin devleti ve devlet politikaları ile sorunları var. Bu devletlerdeki sömürgeci ve Kürt karşıtı politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Çünkü eğer Kürtler özgürleşirse o ülkelerdeki huzur ve mutluluk da artar, o ülkelere demokrasi gelir. Bu nedenle o ülkelerdeki halkların Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine kavuşması için gerekli dayanışmayı göstermesi gereklidir. Kürt sorununun çözümsüz kalması durumunda Türk siyaseti çıkmazlardan ve açmazlardan kurtulamaz.

Biz ne kimseye eklemlenmeyi ne de karşıtlık üzerinden politika yapmayı doğru görmüyoruz. Türkiye’deki kutuplaşmaları ve gerilimi tasvip etmiyoruz. Ülke kaynaklarının doğru değerlendirilmesi, içte ve dışta barışçı ve demokratik politikaların izlenmesi durumunda halkın ekonomik yaşam düzeyinin de yükseleceğine inanıyoruz. Yayılmacı ve askeri politikalar, gerilim ve savaş politikaları kimseye yarar sağlamaz. Bu politikalar ülke kaynaklarının heder olmasından başka bir işe yaramaz. Bu nedenle Türkiye derhal Kürt karşıtı politikaları terk etmeli Kürtlerle barış içinde diyalogla sorunları görüşüp çözmelidir.

(12.12.2021)
Print