2024-06-21
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Bijar Agirî
 
İŞTE MEYDAN İŞTE ŞEYTAN!
2023-11-26 20:12
Bijar Agirî
Bu aralar sosyal medyada HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncay Bakırhan’ın söylediklerine atfen yapılan müstehzi ve komik yorumlar gırla…
Bakırhan mealen: Türkiye’yi, Orta Doğu’yu ve dünyayı değiştireceğiz… demiş.

Yapılan şey, onyıllardır sürdürülerek devam eden Kürtleri, halkı avlama politikasının bir gereğidir…

Aslında, Kürtleri milli bir hatta buluşturmak için onların ulus olmaktan kaynaklı haklarını kullanamamalarını ve mağduriyetlerini işleyerek örgütlemek zor değil.

Ama asıl mesele, özünde bizzat cellatları olan devlet menşeili sahte kurtarıcı taşeron yapının maskesini düşürmek.

Acı gerçeğimiz şu ki: Bunlar ve dayandıkları yapı, devlet tarafından kurdurulup mevcut statü devam etsin diye Kürtlerin yakasına salındıkları ve dolayısıyla Kürdistan’ın her parçasında “değişime” bizzat direnç gösterdikleri halde, maalesef Kürtlerin büyük bir kesimini konsolide etmeye ve ulusal hedeflerinden uzaklaştırmaya devam ediyorlar. Yani “değişim” diyor, mevcut nizamın devamını; özgürlük” diyor, Kürtlerin tutsak kalmasını sağlıyorlar. Kısacası, bu terimleri kullanarak tam tersini yapmak suretiyle Kürtlerin iradesini sistemin havuzunda boğduruyorlar.

Tamam, Tuncay Bakırhan’ın söyledikleri komik ve gülünç; ne var ki, gerçeği Kürtlere izah etmede başarılı olamamak ise çok daha acı.

Öyle ki, sen kalk provokatif eylemler yaparak Kürtleri devletin baskı ve şiddetine maruz bırak, sonra da onların bu mağduriyetlerini kullanarak ulusal semboller ve özgürlük- değişim çağrıları eşliğinde onbinlerce Kürt gencini ölüm tarlalarında telef ettir!.. Provokasyonlarınla milyonlarca insanın yerinden yurdundan koparılmasına sebep ol ve sürgün yollarına düşür!
Sonra da, kurtarıcı rolüne girerek başta bu insanların aileleri olmak üzere, şiddet sarmalından etkilenen milyonlarca insanı -kendilerine hiçbir ulusal statü istemediğin halde- kıskaca alarak iradelerine ipotek koy ve de ki “ben sizin için hiçbir statü istemiyorum”!

Devlete alan açıp, eline gerekçe vererek demokrasinin dinamitlenmesine ve siyasal ortamın zehirlenmesine hizmet et!
Arkanda yüzbin insanın ölümü ve bir yangın yeri bırak!…
Tam bir illüzyon!

Bu oyun çok büyük bir oyun, çok!

Bu sayede hükümetler “terör” gerekçesiyle Kürt sorunun çözümü bir yana; şiddet ve baskıyı iyice artırıp iktidarlarını pekiştirmekle meşgul olsunlar! Öte yandan, oyunun gereği hedef tahtasına oturtulup mağdur edilen milyonlarca Kürt ise, bu uğursuz yapının ve türevlerinin kıskacında ulusal bilinçleri iğdiş edilerek kendilerine ve davalarına yabancılaştırılsınlar! Ve bu döngü böylece, olduğu gibi devam etsin ve plan tıkır tıkır işlesin!

İnsanlara verdikleri zararlara rağmen, yine bu insanların desteğiyle çarklarını döndürmek bu ve benzer yapıların bilinen yöntemidir. Oyun bana “yolunmuş tavuk” hikayesini hatırlattı.

Her ne kadar Stalin’e atfedilse de, baskıcı tüm yönetim ve yapılanmaların halkın desteğini manipülasyonla elde etmek için başvurdukları bir yöntemdir.
Fıkra şöyle: Stalin, mağdur edilen bir kitlenin idare edilme “sanatı”na örnek olarak, bir tavuk getirilmesini emreder ve başlar bulundukları soğuk hangarda tavuğu yolmaya. Çıplak kalan ve canı acıyan tavuk ciyak ciyak bağırıp kendisinden uzaklaşır. Kış günü açılan kapı ve pencerelerden içeri bıçak gibi giren Sibirya soğuğunu hisseden tavuk, gizlendiği köşeden çıkıp gelir yine oturmakta olan Stalin’in tüylü kabanının altına sığınır.

Bizim Kürtlerle PKK’nın ve türevlerinin durumu tam da bu, dostlar.
O yüzden, bu işin ortası yok: Diğer Kürt parti ve grupları ve tek tek Kürt yurtseverleri, bu işe ya bile bile lades diyip oraya kan verirler ve tarihe lanetlemiş olarak geçerler; ya da, demokratik, legal zeminde mücadele eden, seçime girmeye hak kazanmış ve Kürt sorununun çözümü için “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” ilkesinin bir yöntemi olan federasyon tezini programına alan ve özünde bir birlik projesi olan HAK-PAR’la güç ve eylem birliği yaparak ulusal birliğin temelini atma gururunu yaşarlar.

Yaklaşmakta olan yerel seçimler bunun için iyi bir fırsattır. Bu nedenle geç kalınmadan kollar sıvanarak HAK-PAR’ın sıkça yaptığı çağrı gereği; adayların ortak belirlenmesi dahil, seçim programı, vb. çalışmalar birlikte yapılabilir.
Umarım genel seçimlerde sınıfta kalan yurtsever hattaki kimi kesimler sıkça yaşadığımız seçim öncesi pazarlıklara bu kez tenezzül etmez ve bu olası pazarlıkların sonucuna göre de pozisyon belirleyip tavırlarını son dakikaya bırakmazlar.

Sonuç olarak yurtsever hattaki Kürtler bir bütün olarak çıkış yapamıyor, gelişemiyor ve dağınık.

Onun için diyorum ki: İşte meydan, işte şeytan!

Print