2021-04-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
 
YAŞAR KEMAL VE HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
2021-02-28 16:25


Kemal Burkay

Şu günlerde iki değerli dost ve yazarın anma günü peş peşe geldi. Biri Yaşar Kemal, diğeri Hasan Hüseyin Korkmazgil.

Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’le 1963 yazında Ankara’da tanıştım. 1967 yılında biz üç Kürt arkadaş, Yeni Akış Dergisi nedeniyle Ankara Ulucanlar’da yattığımız dönemde o da Kızılırmak adlı şiiri nedeniyle bir süre aynı cezaevinde tutuklu kaldı. Sol görüşleri ve yazıları nedeniyle daha önceki yıllarda da hapis yatmış, çok çile çekmişti. Sıcak, coşku dolu bir insandı. Anılarımın 1. Cildinde Hasan Hüseyin’i anlattığım bölümler var. Ne yazık ki erken bir yaşta, 26 Şubat 1984’te (57 yaşında) yaşama veda etti.

Yaşar Kemal’le ise ilk 1961 yazında İstanbul’da tanıştım. Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde, hapislerde, yurt dışında birçok kez yolumuz kesişti. Bu nedenle hem anılarımın 1. Cildinde, hem de diğer ciltlerde birçok kez Yaşar Kemal’den söz ediyorum. Son olarak 28 Şubat 2015’te ölümü nedeniyle, anılarımın kısa süre önce basılan 5. Cildinde onunla ilgili olarak şunları yazmışım:

Yaşar Kemal Hayata Veda Etti – 28 Şubat 2015

Yaşar Kemal 28 Şubat günü hayata veda etti. Ölümünün ardından onunla ilgili olarak, 1 Mart tarihli ve “Yaşar Kemal de toprak anaya döndü” başlıklı yazımda şunları demişim:

1950’li yıllarda onun bir okuru ve hayranıydım. Türkçe yazı dilimin, üslubumun biçimlenmesinde Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik ve Nurullah Ataç’la birlikte etkili olan birkaç yazardan biriydi.

Babası Çukurova yöresine Van Gölü’nün kuzey kıyısındaki Ernis Köyü’nden göç etmiş. Van’da öğretmenlik yaptığım yıllarda (1956-57) bu köyden akrabalarıyla tanışmıştım.

1963 yılında Osmaniye’de kısa bir dönem kaymakamlık yapmıştım. Anılarımda Çukurova’dan söz ederken şöyle diyorum: “Çukurova sıtması ve Yaşar Kemal’iyle ünlüdür.”

Aynı yıllarda yüz yüze tanıştık. Türkiye İşçi Partisi’nin Genel Yönetim Kurulu’nda ve MYK’da bir dönem birlikte çalıştık.

12 Mart 1971 muhtırasının ardından bir ay süre ile İstanbul’da Davutpaşa Kışlası’nda aynı koğuşta kaldık. İsrail Konsolosu Efraim Elrom’un kaçırılışı nedeniyle 50 kadar siyaset adamı, sendikacı, yazar ve akademisyen rehine olarak gözaltına alınmıştık. Aramızda Muammer Aksoy, Doğan Avcıoğlu, Kemal Türkler, Samim Kocagöz, Prof. İsmet Sungurbey ve daha birçok tanınmış kişi vardı. Rehinelerin bir bölümü Ankara’da TİP davasında, bir bölümü de Diyarbakır’da DDKO davasında yargılanmakta idiler. Ben de o dönem bu iki davada tutuklandım ve yargılandım.

Anılarımın 1. Cildi’nde bu gözaltı süresini anlatan bölümde Yaşar Kemal’le ilgili şunları yazmışım:

“Diğer yandan, yazarlık, bir bütün olarak sanat, biraz da gösteri ve abartmacılık değil mi? Bir ressam doğadan aldığı renkleri, biçimleri olduğu gibi yansıtsa ressam mı olur? Bir müzisyen doğadan aldığı sesleri değiştirmeden, düzene sokmadan iyi eserler verebilir mi? Bir şair duyguları, yaşamın manzaralarını, sözcükler yoluyla harmanlamak, biçimlendirmek, yeniden yaratmak zorundadır. Abartı bütün bunlarda, öyküde, romanda, tiyatroda var; o öğelerden biridir; bir bakıma yeni, değişik, çarpıcı olandır...

“Yaşar Kemal’in romanlarını okurken bunu hep düşünmüşümdür. Yaşar gerçekten büyük usta. Onda, ancak soylu yazarlara özgü, nesnelerin derinine, ilişkilerin özüne varan bir düşünce derinliği, gözlem zenginliği, aynı zamanda, iyiye ve güzele düşkünlüğün, doğaya ve insana sevginin yarattığı ozanca bir coşku var. Bu ikisi bir arada olmadan yeni, ilginç, çarpıcı şeyler yazılamaz. Bu olmadan okur hayran bırakılamaz.

“Haksızlığa, zulme karşı, anı gelince içinde bir cesaret kıvılcımı çakan, yüreği isyan eden İnce Memed biraz da Yaşar Kemal’in kendisidir. Kasabadaki genç arzuhalci, içinde korku ve cesaret çarpışan, kitap kurdu, düzen karşıtı Ali de odur. Gelenekçi, feodal, güçlü, acımasız Derviş Bey’de bile sıcacık, sevecen, onurlu yanlar bulur çıkarır… Öykülerinden birinde gözü pek, acımasız kartal ile sanki doğanın güzelliğinin, yaşama sevincinin bir sembolü olan nazlı ceylanın öyküsünü verir. Kendinizi hem can alıcı kartalın hem can derdindeki ceylanın yerine koyabilirsiniz. İkisine de rollerini doğa vermiştir. Bu öyküde zengin bir gözlem birikimi ve düş gücü vardır. Tek başına bu öykü bile büyük ustayı görmemize, ona hayranlık duymamıza yeter. „ (Anılar, Cilt 1, sayfa 294 vd.)

Yaşar Kemal 12 Mart sonrası örgütlü siyasetten çekildi, kendisini tümüyle romanlarına verdi. Bence iyi de etti. Onun gibi usta ve büyük bir romancının yaptığı iş zaten yeterince yararlıydı. O ezilenlerin, sömürülenlerin, hakkı yenenlerin bir sözcüsü idi. Yüreği insan gibi doğa üzerine de titrerdi; ağacın otun, börtü böceğin hakkını savundu.

Kanımca Nobel Edebiyat Ödülü’nü fazlasıyla hak etmişti. Ama bazı antikomünist yazarlara cömertçe dağıtılan bu ödül, herhalde Marksist olduğu ve Sovyet yanlısı bir partide (TİP) siyaset yaptığı için ona verilmedi. Nobel Barış Ödülü’nün de çoğunlukla, barışmadan önce uzun yıllar savaşıp dünyayı kan revan içinde bırakanlara, örneğin Kissinger’e ve Menachem Begin’e verildiği gibi…

Yaşar Kemal’le son olarak, 1997 yılında, Alman Yayıncılar Birliği’nin ödülünü almak için yurt dışına çıktığında Köln’de görüşmüş, sohbet etmiştik.

Uzun bir hayatı oldu, bol ve güzel ürünler verdi ve herkes gibi kaçınılmaz biçimde toprak anaya döndü. Eminim gözlerini kaparken, işini iyi yapmış insanların iç huzuruyla mutlu gitmiştir. Dünya henüz onun görmek istediği, düşlediği dünya olmaktan çok uzak olsa da…

Yaşar Kemal tüm o yazdıkları, eserleriyle, romanlarındaki kahramanlarla birlikte yaşamayı sürdürecek.

Print