PSK PSK Bulten KOMKAR Roja Nû Weşan / Yayın Link Arşiv
Dengê Kurdistan
PSK
PSK Bulten
KOMKAR
Roja Nû
Weşan/Yayın
Arşiv
Link
Webmaster
psk@kurdistan.nu
 
Bir hastane yazısı

Kemal Burkay

Sevgili okurlar, bu yazım bir hastane yazısı olacak…

Geçen mayıs ayından bu yana bir karın ağrısı zaman zaman beni yokladı. Meğer safra kesemde taş varmış. Bu yüzden birkaç gün hastanede yattım. Kontroller, tahliller filan yapıldı. Geçen pazartesi (23 Şubat) ameliyat oldum, 2 cm. çapındaki taşla birlikte safra kesemi de aldılar. Salı günü ise taburcu oldum. Şimdi de birkaç gündür evde dinleniyorum.

Ameliyat deyince aklınıza eski tür kesip biçme gelmesin. Hastayı narkozla uyuttuktan sonra karın boşluğunda üç-dört noktadan sonda vurup giriyor, safra kesesini taşla birlikte alıp, yarayı da laserle onarıp çıkıyorlar. Kendime geldikten sonra herhangi bir ağrı sızı duymadım. Sadece karnımda dört yerde bant vardı… Aradan bir hafta geçtikten sonra ise şimdi söz konusu delikler bile kaynamış durumda ve izleri zor seçiliyor.

Bunları size, eğer başınıza gelirse bu tür operasyonlardan korkmayasınız diye anlatıyorum!

”Safra kesesiz ne yapacaksın?” diye sorarsanız, doktorların dediğine göre pek de zorunlu bir organ değilmiş. Tanıdıklarım içinde safra kesesini genç yaşta aldırmış olanlar var. Kaldı ki birgün bütün organları doğaya geri vereceğiz nasıl olsa, şimdilik giden safra kesesi olsun! Hatta, belki de bu işte bir hayır vardır; bilirsiniz, safranın fazlası insanın tepesini arttırır!

Bu olay nedeniyle İsveç’te sağlık sisteminin nasıl bir saat gibi düzenli işlediğine, sağlık emekçilerinin (doktor, hemşire ve hastabakıcıların) bir tüm olarak nasıl görev duygusuyla, itinayla ve güleryüzle çalıştıklarına bir kez daha tanık oldum. Hastaneye işi düşen herkes için geçerli bu. İster başbakan olsun, ister bir işyerinde kapıcı; ister milyar sahibi bir işveren, ister işçi, işsiz, emekli…

Bu rahatsızlık nedeniyle başta eşim Suzan olmak üzere, Stokholm’deki ailem ve arkadaşlarım beni hastanede yalnız bırakmadılar. Gerek onlara, gerekse, olayı duyan ve beni telefonla veya e-mail yoluyla arayan yakınlarıma, dost ve arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

                      *   *   *

Hastane odasındaki hasta arkadaşlarımdan da kısaca söz etmek istiyorum. İlk üç gün odamızda Alström adında orta yaşlı bir isveçli vardı. Onun da sorunu safradaki taştı. Yattığının ikinci günü ameliyat oldu, üçüncü gün ise taburcu.

Beni ziyarete gelen eşim ve çocuklarımla sohbetimize tanık olmuş ki, onlar gittikten sonra bana yakınlık gösterdi ve ”Ben de sosyalistim,” diye açıklamada bulundu. ”Hıristiyan Demokrat” adlı partidenmiş. ”Bizi sağ biliyorlar, ama biz aslında Sosyal Demokratlardan daha soldayız,” dedi. Dini inancımı sorunca, ”ateistim,” diye cevapladım. Herhalde imana gelmem için daha zamanımın olduğunu söylemek istercesine, ”Daha geç değil…” dedi. Daha sonra üzüntülü bir dille, annesini ve babasını hiç tanımadığını, başkasının yanında evlatlık olarak büyüdüğünü anlatı. ”Bu yüzden hayat zaman zaman bana zor gelir,” dedi, ”ama Tanrı’ya sığındım; o benim için sanki bir baba, bana direnme gücü veriyor…” diye sürdürdü konuşmasını.

                      *   *   *

İsveç’li gittikten sonra yerine Konya Kulu’dan, 80 yaşlarındaki Hamit Tümtürk adlı yaşlı adam yattı. 1988 yılından beri İsveç’te yaşayan ”Hamit Ağa” tek kelime isveççe bilmiyor, çevirmenliğini oğlu yapıyordu.

”Tümtürk” soyadını duyunca, bu mutlaka Türk değil diye düşündüm. Bu soyadı bizim ülkemizde asıl olarak da Türk olmayanlara, özellikle de Kürtlere verilir… Ne var ki Hamit Tümtürk Kürt değildi ve Kürtleri pek de sevmediğini çok geçmeden fark ettim. Türk müydü, onu bilemem. Başında takkesi, uzunca boyu, kırmızı yüzü, ak  sakalı ile daha çok Kafkas ya da Balkan göçmenlerini andırıyordu. Ama şivesi, İç Anadolu’nun Türk köylülerine özgü ”goruyon”lu, ”örüyon”lu, ”bilmeyom”lu tipik şive idi. Ağzından hem bol Allah adı ve estağfurullah, hem de ”eşşoğlu” türünden küfürler dökülüyordu…

Hemşire gittikten sonra kendilerine ”Geçmiş olsun diye seslendim. Benim Türkçe konuştuğumu görünce şaşırdılar.

”Türkiye’nin neresindensin?” diye sordular.

”Ben Doğudanım,” diye cevapladım.

Bu cevap bir suskunluğa neden oldu. Az sonra Hamit Ağa bir daha sorma gereğini duydu: ”Doğu’nun neresindensin?”

”Dersimliyim” desem bir ”Tümtürk” için dozu fazla kaçar diye düşündüm, ”Tunceli’den,” dedim.

Bu cevap daha derin bir suskunluğa neden oldu. ”Tuncelili… Kürt, Alevi ve de komünist…” diye düşünmüşlerse hiç şaşmam. Odada bir PKK’lı pusuya yatmış gibi etki yaptığını hissettim…  Diyalogumuz koptu.

Hamit Tümtürk de şiddetli karın ağrılarından şikâyetçiydi. Az sonra röntgen çekimi için götürdüler. Dönüşlerinde oğlu bana dönerek ”Geçmiş olsun deme gereğini duydu. Yaşlı adam bu diyalogdan rahatsız olduğunu açıkça belli etti, ”Ne gonuşuyon diye homurdanıp oğlunu azarladı.

Buna rağmen oğlu gitmeden önce yanıma sokuldu, yavaş sesle, ”Babam dil bilmiyor, yardımcı olsanız,” dedi.

”Benim de isveççem iyi sayılmaz,  yine de yardımcı olurum,” dedim. ”Zaten korkacak bir şey yok, hastalarla ilgileniyor, gerekeni yapıyorlar,” diye ekledim.

Oğlu gittikten sonra Hamit Tümtürk bir süre kendi kendine oflayıp pufladı, bol bol ”Allah sonumuzu hayretsin dedi ve hedefi belirsiz küfürler savurdu. Bir ara yatağıyla bir kavgaya tutuştu. Yatağının çevresindeki perdeyi boydan boya çekip kendisini oda içinde de soyutladığı için ne yaptığını bilmiyordum.  Ama herhalde yatağın kalkık olan arka kısmını düzleştirmek istiyordu. Kumanda aletini kullanmasını bilmediği, hastabakıcıları yardıma çağırmayı da düşünemediği için, bu işi de pazu gücüyle yapmaya çalışıyordu. Çıkan ”pat-küt seslerinden karyolayı parçalamakta olduğunu sandım. Yanına gidip kumanda aletiyle yatağa nasıl biçim verileceğini gösterdim.

Böylece aramızda yavaş yavaş diyalog süreci başladı. Buna en çok da kendisinin ihtiyacı vardı. Ziyaretçilerimin olmadığı zamanlar, onun deyişiyle kitap denen ”oyuncağımla” oyalanıyor, pencereden dışarıyı seyrediyor ve düşüncelere dalıyordum; böylece vakit geçiyordu. Ama Hamit Tümtürk darda idi, bir başına oflayıp puflamakla zaman geçmiyordu. İster istemez benimle konuşmak için kapıları araladı. Önce hastalığıyla ilgili düşüncelerini sayıp döktü: ”Allah bizi imtihan ediyor,” dedi. Çocukluğumda babamdan da çok dinlediğim ”Hazreti Eyüb sabrına” dair hikâyeler anlattı.

Ziyaretçilerimle Kürtçe konuştuğumu görünce yine tedirgin oldu. Devlet-millet birliği üzerine nutuklar çekti!

Hemşireler her kontrole geldiklerinde ister istemez çevirmenliğini yaptım. Yıllar önce Koçhisar’ın Sarıyahşi köyünde öğretmenlik yaptığımı öğrenince ise bana biraz daha ısındı. ”Okumuş, bilgili adamsın!” dedi.

Hamit Tümtürk’ü çok geçmeden bir başka servise kaldırdılar. Giderken oldukça dost bir tavırla ”Hakkını helal et dedi.

Hamit Tümtürk, hastalık, ölüm dahil, her türlü belanın Tanrı’dan geldiğine, her şeye sabırla katlanmanın gereğine inanan, devleti ne denli acımasız ve zalim olursa olsun, paderşahi bir anlayışla  ona boyun eğmekten başka bir şeyi düşünemeyen, itirazsız, isyansız Türk köylüsünün bir prototipi idi. Yüzyıllar içinde dini ve siyasi vaazlarla böyle şekillenmişti. Bu köylüden ne isyan beklenirdi, ne devrim…

                      *   *   *

Ben hastanedeyken Stokholm’e lapa lapa kar yağdı ve penceremin açıldığı ara meydan, yan taraftaki çalılar ve ağaçlar bembeyaz karla örtüldü. Böyle bir zamanda hastanede olduğum, açık havada, bir orman kıyısında karlı manzarayı doyunca yaşayamadığım için hayıflandım.

Alaca karganın biri ilerdeki ağaçta, dallar arasında mekik dokuyor, birinden ötekine sıçrayarak karları döküyordu. Belki bundan hoşlanıyor, karla dansediyor, belki de göremediğim küçük bir kuşu kovalıyordu.

 Yazarın önceki yazılarından:

Yerel Seçimler Üzerine
“Ergenekon”un kısa bir tarihçesi
İşte buna şaşıyorum!
Ergenekon üstüne titreyenler...
Bu telaş neyin nesi?
Onlar yalnız Ermenilerin değil, kendi halklarının da düşmanı
Din-siyaset ilişkileri
Ergenekon ve 33 asker
Din üzerine bir sohbet
Takke düştü, kel göründü
Türkiye sorunlarını neden çözemiyor?
Bezele de Dağlıca gibi bir provokasyon
Ergenekon ve Sol
Pirçandî û Pirsa Kurd
İçe kapanma olayı ya da kaplumbağa politikası
Kürtçe ve Türkçe yazma üzerine
Cambaza mı bakalım, hırsıza mı?
Komplolar, cinayetler, provokasyonlar… ”Devlet sırları!”
Sistemde açılan bu gedik önemlidir
Abant Platformu ve sömürgeci tezlerin yeni versiyonları
Ergenekon ve Dağlıca
”Bilgi Destek Planı” yıllardır yürürlükte..
Baskın Hoca’nın genellemeleri…
Bu nasıl bir ülkedir?
Umut ne AKP’de, ne Kemalizmde
AKP’nin “çözüm” paketi ve GAP
Kürt sorununda ekonomi ve siyasetin bağı
Sabancı Cinayeti’nin belgeleri de ortaya dökülürken...
AKP değişimin partisi değil
Eski film yeniden gösterimde mi?
Kedinin boynuna çanı kim takacak?
Ülkeyi batağa sokanlardan çözüm beklenemez
Yeni bir halk hareketine
gerek var
Canım tepki göstermek istemiyor
Sadun Hoca ve Hasretyan
Geçmiş olsun Sırp yoldaşlar!
Aslan Asker Şwayk ”Panodaki Şiir”e Karşı!
Türban ve laiklik üzerine
Ergenekon ve Türk medyasının çözülen dili
Düzenli köşe yazılarıma son verirken…
Hrant Dink’i anarken
AKP sistemle kaynaşırken..
Sekiz asker, bomba olayı ve Erdoğan…
Tarih, akıl ve ahmaklık üzerine
Kandil Operasyonu; hedefler, sonuçlar
Kürtlerin temsil sorunu
Sabah’taki söyleşi, DTP ve temsil sorunu üzerine
Oyunun yeni perdesi ve değişen taktikler
DTP’ye yönelik kapatma davası
Bush-Erdoğan görüşmesi ne sonuç verdi?
Militarizm Türkiye’yi teslim almak istiyor
Katil kim?.
PKK’nın silah bırakmasına veya yeni bir ateşkese karşıyım!
Bu çılgınlıkla nereye?..
Nasıl bir anayasa? – 3
Militarizm barışa, demokrasiye, gelişmeye engel
Türkiye Malezya olur mu? Keşke olabilse!
Nasıl bir anayasa? – 2 Kemalizm ayak bağı oldu
Nasıl bir anayasa?
Bir genel af  ”PKK sorununu” bitirir mi?
DTP’nin temel yanlışı ne?
Yedi kızın acı öyküsü Yaşamadan Öldüler
Yakın tarihe kısa bir gezinti
Kürdistan gerçeği, Kürt ulusal sorunu ve onurlu tavır
Türk dış politikasının rüşvetleri…
Yezidi Kürtlere yapılan saldırı
Türk Parlamentosu ve Kürtler
Seçimlerde Türkiye solu, Kürt Ulusal hareketi
22 Temmuz Seçimleri üzerine
Orman yangınları kimin işi?
Dink Davası ve Sivas
Bir mum yakmaya devam…
Kuzeyde bir hafta
Norveç sınırı, Laponlar, beyaz geceler…
Darbe ayağa düştü
Darbe planı işlemekte
Barzani “PKK terörü”nü destekliyor mu?
Hükümet gerçekleri halka anlatmalı
Sayın Sezer, nereden nereye!
Son terör eylemlerinin ardında kimlerin eli  var?
Sistem ne laik ne demokrat
“Dil Devrimi” ve “Güneş Dil Teorisi” komedisi
“Türk Tarih Tezi” komedisi
Paşalar Cumhuriyeti, berdevam mı?.
Kürt Dili nasıl kurtulur?
Türk medyası ya da Yalancı Çoban
General, istifa et!
Heyy, orada bir Müslüman yok mu?!.
Irkçı görüşlerin temeli yalan ve safsata-2
Türk-İslam sentezi ve Kürtler, Aleviler...
Irkçı görüşlerin temeli yalan ve safsata-1
Kim olursa olsun!
“Bu ırkçılık nerden çıktı?!”
Aman, 301’i değiştirmeyin!
Yanlışta direnenler, Sopayı çözüm sananlar...
“Halkın oyları” ve çıkar yol
Türkiye batağa nasıl saplandı..
Kerkük Kürdistan’a katılırsa...
Gerçek katil kim?
Ankara Konferansı üzerine
AB’ye sırtını dönen Türkiye’de Savaş hazırlığı mı, blöf mü?
Saddam cezasını buldu
Çıkara dayalı yanlış hesaplar
AB’nin son kararı üzerine
Baker Raporu ölü mü doğdu?
PKK neden taktik değiştirdi?
İlkesizlik ve Irak’ta çözüm
Bir kez daha Ermeni sorunu üzerine
Değişime direnen Türkiye
Sel, yangın vb. “doğal felaketler” üzerine..
Kürdistan, zenginlik içinde yoksul ülke..
Bir şarkı, bir şiir
Fransız Parlamentosu’nun kararı Ve Cezayir..
En büyük devletsiz ulus..
Oyunu gerçek sanmak-2
Oyunu gerçek sanmak.. (1)
Ana-babalar kirli savaşı sorgulamalı
Linç salgını yayılırken…
Lübnan’dan uzak dur, Kürdistan’a hücum!..
Uygarlıklar Savaşı mı?
Türkiye’nin Kerkük Sorunu!
Halkı yalanla besleyen rejimler…
Irak’ı bekleyen: Ya üçlü konfederasyon, ya üç ayrı devlet
Bölgemizde ve Dünyada barış ve istikrar için..
Statükonun yıkımına kim ağlar?
Terör ve PKK bahane, Hedefler çok başka…
Hürriyet’in tehlike çanları!
Kırk katır mı, kırk satır mı?..
Demirel, Çiller, Ağar, Güreş… Bunlar tanık mı, sanık mı?.
Şemdin’in yakalanması, destanlar, balonlar…
Başı türbanlı bir kadın neden cumhurbaşkanı olmasın?..
Çetelerle mücadelede hükümete destek vermeli
Ülkeyi esir alan ahtapot...
Sular ısınırken...
”Sanki herkes kör, herkes zincirlerle bağlı…”
Bu bir darbe değil mi?
Terör ne, terörizm ne?
TBMM Başkanı Arınç’ın kunuşması ve demokrasi üzerine..
Şemdinli’deki askeri yığınak neyin nesi?..
Rejimin Kürt halkına topyekün saldırısı
Baş terörist kim, PKK mı, Türk devleti mi?
Önyargı, tutku ve akıl...
Derin devlet oyununda Rejisör, figüran ve seyirci…
Suç ve Ceza
Yine bir şeyler dönüyor…
Sistem çürümüş, dökülüyor
Irak’ta iç savaş kaygısı ve kendi kendine gelin güvey olanlar..
ŞOVENİZMİN ESİR ALDIĞI BEYİNLER (*)
At izi it izine karışırken..
HAMAS ve PKK…

Sağduyu ve hoşgörü gerekli
Şemdinli’nin üstü örtülüyor
Adalet mi rezalet mi?.
Genelkurmay Gladyosuna sahip çıktı!
Türk Gladyosu tasfiye edilmedikçe…
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar
“Demokratik Cumhuriyet”in patenti Bay Öcalan’ın mı?
Türk rejimi neden Apo´ya sarıldı?
Kürt sorununa çözüm çeşitlemeleri üzerine…
Türkiye Kürtler konusunda İran’ın bile çok gerisinde…
Erdoğan’ın Şemdinli ziyareti ve alt kimlik-üst kimlik üzerine
Paris olayları ve küreselleşme üzerine
Olaylar böyle mi aydınlanacak?
Şemdinli bir fırsattır
Bu nasıl bir ilerleme?

Değişimi anlamak ve Kürt sorununda akılcı çözüm
Bilimsiz üniversite, hukuksuz adliye..
Türkiye’nin AB üyeliği ne Sevr’dir, ne de Lozan…
AB ile müzakereler başlarken umutlar - kaygılar...
3 Ekim bir dönüm noktası olacak
Sevgisiz bir ülke..
“Demokrat, özgür ve çağdaş Kürtlerin sesi…”
Provokasyon dumanları…
Asıl ölüm susmaktır
PKK’yı muhatap yapan kim?
Erdoğan’ın son tavrı
Doğu Kürdistan’daki son gelişmeler üzerine
Kürtçe şu anda zincirlerle bağlı
Öcalan İmralı´dan alınmalı
Derin Devlet ve PKK el ele..
Bir kez daha terör ve uluslararası sorunlar üzerine
Bir toplum nasıl kandırılır?
Bazı dostların ardından
AKP Alevileri yok sayıyor
ÇIKAR YOL - III Buyrun, örgüt de var, iş de!
Erdoğan’ın ABD gezisi: Türk tarafı için düş kırıklığıürk tarafı için düş kırıklığı
ÇIKAR YOL – II Teslimiyete karşı ulusal seçenek
Fransız Referandumu üzerine düşünceler

ÇIKAR YOL - I En başta umut gerekli
İşe yaramaz bir karar…
NE DEĞİŞMİŞ?.
Soykırım ve Yüzyıllık Nazizm
Kendi ordusunun işgali altında…
Türkiye’nin Kürt Politikası: Döverek Islah..
PKK’yı kim çözsün?.
Dün cami, bugün bayrak…
İstanbul sorunu artık Kürdistan sorunudur
Ermeni Soykırımı ve Orhan Pamuk Olayı
Bir kez daha laiklik sorunu ve Aleviler konusu
Ş I M A R I K…
Kürt Devleti ve Deli Dumrullar…
Dezînformasyon û Prowokasyon

Derin Devlet Tiyatrosunda Kürtler ve Türkler...

 

 
 
PSK Bulten © 2009